30 Aralık 2011 Cuma

Iyi seneler herkese!

Butun okuyanlara, okumayanlara, okuyamayanlara saglik, keyif ve huzur dolu bir yil diliyorum!

DSC_1993

19 Aralık 2011 Pazartesi

Yilbasi cicek duzenlemeleri

 

071

Eski blog yazilarimda cesitli cicek duzenlemelerimden koymustum. Uzun zamandir bloguma hicbir duzenlememi koymamisim. Aslinda cogu zaman evimizin bir kenarinda, kosesinde yer alir ciceklerim. Keyfim kacikken, keyfimi yerine getirirler. Duzenlerken kafam dagilir, gelip gecerken gordugumde ise gonlum acilir. Keyfime diyecek olmadiginda da ise yararlar. Icim icime sigmaz, renklerine vurulurum, kokularina hayran kalirim. Beni benden alir her gordugumde.

Simdi Noel zamani, yine heryer isildadi. Sokaklar, carsilar, vitrinler, agaclar, evler… Pek seviyorum yilin bu zamanini, issiz sokaklarda aksam saati dolanmayi, biribirinden ozenle isiklarla, suslerle bezenmis evlerin icerisine goz atmayi, hayaller kurmayi.

Bizim ev de aldi yerini butun isiltisi ve susuyle. Bize de keyfini surmek kaldi, yilin en keyifli, son gunlerinin.

032  

070

5 Aralık 2011 Pazartesi

Picasso Lara!

Lara'nin resimlerindeki Picasso esintilerine bayiliyorum. Saf hayal gucu ve yaraticilik. Sanat boyle birsey olmali:)



I love the Picasso breeze in Lara's paintings.
Pure imagination and creativity. Art must be something like this:)

3 Aralık 2011 Cumartesi

Sor, sorgula kizim, her zaman!

Lara bu aralar derin konulara merak saldi. Simdilik cevap vermekte zorlandigim sorular geliyor ardi ardina. Zorlansam da ona ne guzel dusunuyorsun, guzel soru gibi cevaplar vermeyi unutmuyorum. Dunyada insanlar yokken, sadece dinizorlar varken, insanlar neredeymis? Nerede bekliyorlarmis? Insanlar dunyaya nereden geliyorlarmis? Anne baba bebek yapmaya karar verince dunyaya annelerin karnindan geliyorlarmis cevaplari artik yeterli gelmiyor. Dogrudan cevabi yapistiriveriyor. Peki dunyada hic insan yoksa bebekleri doguracak ilk anne babayi kim dogurmus? Bazi seyler icin erken oldugunu soyledim. Olsun olsun sen anlat ben bilmek istiyorum diyor. Ben de bilmiyorum bazen insalar herseyin cevabini bilemeyebilir dedim. Yasin buyusun daha iyi anlayacaksin bunlari dedim. Yetinmedi. Babam bilir mi diye bir umit sordu. Bilmem babana sor dedim. Onun uzerine en iyisi ben neneye sorayim dedi. O cok yasliya dinozorlar zamaninda cocuk olmali. O zaman o bilebilir belki dedi. Ahh cocugum, cok sekersin. Hep boyle sor, sorgula emi guzel kizim. Hic birseye aklin yatmadan inanma.

31 Ekim 2011 Pazartesi

Bu da Defne’me gelsin…

Sana haksızlık olmasın küçüğüm. Biliyorum aradan çok zaman geçti ama ben senin için az şey yazdım. Az şey yaşadığımızdan değil aslında. Çok şey yaşıyoruz, pek çok ilklerini yaşıyorsun ama herşey o kadar hızlı geçiyor ki, sabah olmuş derken, akşam sizi yatırdıktan sonra kendimi kanepeye atmış olarak buluyorum. Artık bu yazıyı telafi yazısı olarak kabul edelim. Seni en son buraya yazdığımda emziğinle yaptığın küçük muzır oyunları yazmışım. Üzerinden dolu dolu altı ay geçmiş. 9 ayını devirmişsin. İlk yaşına doğru hızlı adımlarla ilerliyorsun. 5,5 aylıkken sürünmeye, 6,5 aylıkken emeklemeye, 7,5 aylıkken destekle ayakta durmaya, 8,5 aylıkken merdiven tırmanmaya başladın. Bunların hepsi senin için çok önemli gelişmeler ama bir o kadar da tehlikeli. O yüzden de artık gözümüz hep üzerinde olmak zorunda yoksa o muzur parmaklar hep bir şeyler peşinde yakalanıyor.  Eskisi gibi somurtmayan, bize bol bol gülücükler dağıtan o şirin ağzında alttan çıkmış iki adet fındık dişin var. Pek sevdiğin ablanın sana daha doğmadan önce aldığı uyku arkadaşın ayıcık olmadan uyumuyorsun. Artık bilmem ablan aldığı için anlam mı yükledin!! İştahın yerinde, keyfin yerinde ve en önemlisi sağlığın yerinde.

image

Yeni okulu şerefine, Lara’ma

Bugün yine önemli bir gün hayatımızda, özellikle de Lara’mın hayatında. Hollanda’da planladığımızdan daha uzun kalmaya karar verdik. Bu yüzden de gelecekte hayatını kolaylaştırsın diye Lara’yı İngilizce öğrenebileceği bir okula verdik. Yeni açılan bir International School. Yeni olduğu için çocuk sayısı az. Yeni bir dil öğrenmek için ideal ama çocukların sosyalleşebileceği kadar da yeterli. Senelerdir Lara’yı okula götürüp getirirken hissettiğim yabancılık (negatif bir anlam yüklemiyorum) duygusunu ilk defa bugün hissetmedim. Dünyanın başka yerlerinden, başka işler, başka amaçlar için gelmiş, kendi dünyalarında bizim gibi hayatlarını sürdüren insanlar gördüm. Canım kızım, bu değiştirdiğin üçüncü okul, her zamanki gibi kötüye değil güzele odaklandın. Eski okullarını, eski arkadaşlarını özlediğini, özleyeceğini biliyorum ama sen yeni okulunda da yeni keyifler alacağını, yeni arkadaşlıklar kuracağını ve güzel günler geçireceğini biliyorsun. Önemlisi de bu zaten hayatın getirdiklerini her zaman sevgiyle ve yüzündeki o güzel gülümsemeyle karşıla bebeğim.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Sevgiyle yapılan hazırlıklar

DSC_0990Yaz doğumlu olunca pek çok şey yaz tatili karmaşası içerisinde kaybolup gidiyor. Lara'nın da doğumgünü son üç yıldır bu yaz koşturmacasına kurban gidiyordu. Bu sene okulu Temmuz'un ilk haftası kapandığı için Türkiye tatilini de doğumgününün hemen sonrasına planladık. Bu sayede Lara ilk defa arkadaşlarıyla birlikte bir doğumgünü kutlayabildi. Ben de eski organizatörlük maharetlerimi Larişko'nun doğumgününde gösterme şerefine ulaştım.

Pek çok şeyi bir ay önceden düşünüp, planladım. Dekorların ve süslerin neredeyse hepsini evde Lara'yla birlikte hazırladık. Aslında bekleme sürecini keyifli kılan da sanırım bu oldu. Hatta Lara için o kadar heyacanlı bir bekleme süreci oldu ki partisi kadar bu hazırlık döneminden de büyük keyif aldı. O kadar emekle ve keyifle hazırladığımız için unutulmasını istemediğim anılar arasına almak istedim. 

image

Davetiyeler hazırlandı, arkadaşlara verilecek küçük hediye torbalarının içerisine boyamalar yapıldı, masa ortasına güzel bir “LARA 5” süslemesi de yerini aldı.

Yeme içme bölümüne geçecek olursak, orası da not edilmeye değerdi diye düşünüyorum. Doğumgünü konseptimize çok uyan “cupcake”lerimiz pek güzel ve lezzetli omuşlardı.

DSC_1046 

DSC_1049Bu kadar uğraşa, yorgunluğa değdi mi? Ziyadesiyle değdi ama önümüzdeki beş sene içinde tekrar böyle bir parti yapacağımızı sanmıyorum. Bu hazırlıkları yaparken planlama konusunda başvurduğum bir kaynakta şöyle diyordu. Bu senenin planlanlaması ve hazırlıkları bittiğinde iş bitti diye düşünmeyin, hemen bir sonraki seneyi düşünmeye başlayın diyordu. Ben de aynen öyle yaptım. Seneye dükkan kapalı. Sizleri Eurodisney’e bekleriz!

21 Temmuz 2011 Perşembe

Lara, yas 5



Lara artik 5 yasinda. Cok uzun zamandir 5 yasinda olacagi gunu bekledi. Sonunda da oldu. Artik kendini "Merhaba, ben Lara, 5 yasindayim" diyerek tanitiyor.

Boyu uzadi, fizigi degisti ve gelisti. Kucuk cocuk ifadesi kalmadi, genc kiz diyoruz ona zaman zaman babasiyla takilmak icin. Dil desen dilli duduk, cilve dersen istemedigin kadar. Cok iyi huylu, anlayisli ve yardimci bir cocuk oldu. Ablalikta ise bir"INCI".

Sarki soylemeyi, dans etmeyi, resim cizmeyi, boyama yapmayi, el isi yapmayi cok seviyor. Yaz tatili bitince Hollanda'ya dondugumuzde dans okuluna gidecekmis. Ama orada dans etmeyi ogrenmeyecekmis, kendisi ogretecekmis. Bu ne ozguven anlamadim.

Uzun zaman bekleyipte sonunda kavustugun yeni yasin sana en guzel keyifleri, eglenceleri, neseleri birlikte getirsin. Tipki pastani uflerken kulagima fisildadigin dilegin gibi annenle, babanla ve kardesinle birlikte uzun uzun uzun bir omur yasa. Seni pek cok seviyoruz.

17 Haziran 2011 Cuma

İki kız kardeş

Hep bir kız kardeşim olsun istemiştim. İnsan kendinde olmayanı çocuklarına vermek istermiş. Benimkide o hesap. Benim olmadı ama ne mutlu bana ki çocuklarımın oldu. İki kız kardeş onlar, şimdiden birbirleri için var olduklarını biliyorlar sanki. Küçük ablasına şimdilik tapmakla meşgul. Ablaysa yaşının getiirdiği olgunluk ve sorumlulukla biliyor küçükle bir ömür ayrılmayacağını. O kadar iyi biliyorki ona şu şarkıyı söylerken bende bu anı ölümsüzleştirmek için söylediklerini gizli gizli not ettim. İşte Lara’nın kardeşi Defne’ye söylediği şarkının sözleri…

Sonsuza kadar… Çünkü biz kardeşiz

Defne hep senle kalacağız

Yaşlanana kadar

Sonsuza kadar

Ama çok uzun sürecek

***

Annemle babam yaşlanınca

Biz kalacağız senle

Sen büyüyünce oynayacağız birlikte

Çok eğlenceli olacak

Ama şimdide eğlenceli

Bu bebek çok eğlenceli

***

Sonsuza kadar

Senle sonsuza kadar

Birgün bile ayrılmayacağım senden

Söz veririm sana

Çünkü ben senin aşkınım

DSC_0909

26 Mayıs 2011 Perşembe

Yazmak istiyorum

İki çocuklu hayata oldukça alıştım. Defne de 4,5 ayı devridiği için ritünler içerisinde yaşamayı öğreniyor. Çocuklar, koca, ev, yemek, dersler, spor arasında öyle bir koşturmaca yaşıyorum ki; ne zaman sabah olmuş, ne zaman akşam olmuş gerçek anlamda anlamıyorum. Bloga birşeyler yazmak istiyorum ama zaman bulamıyorum. Bulduğumda da yazmak istediğim şeyi ya unutmuş oluyorum ya da etkisini kaybetmiş buluyorum.

O yüzden henüz unutmamışken yazayım. Hollandalı’ların para konusunda ne kadar pinti olduklarını defalarca tespit etmiştim. Ama şu son yaşadığım olay artık pes dedirtti. Hollandaca dersi aldığım bayanla Türkiye’deki ve Hollanda’daki yeme alışkanlıkları üzerine konuşuyorduk. Türkiye’de öğle yemeklerinde sıcak yemek yendiğini söyledim. Önce “off ne çok iş” diye yorumda bulundu. Sonrada geçenlerde tatil için gittiği Majorca’da üçlü set menü için günlük 9 Euro ödediklerini, beş günün sonunda 54 Euro ettiğini söyledi. Çok bulmuş bu parayı. Oysa burada olsa evden getirdiği ekmek arası peynirini yer, karnını doyururmuş. Karınlarını doyurmuş olmak için doyuruyorlar yani. Ne yediğinin hiç önemi yok. Güzel, lezzetli, keyifle hazırlanmış bir yemeği kendi hazırlamak zorundaysa angarya bir iş olarak görüyor. Eğer hazırlanıp önüne geldiyse de bundan keyif alacağına parmak hesabı yapıp cebinden çıkacak parayı düşünüyor.

Garip geliyor bana, yargılamıyorum ama anlayamıyorum.

13 Mayıs 2011 Cuma

Eskilere dalıyorum…

Bazı insanlar vardır gözlerini kaparlar gelecekle veya olmasını istedikleri şeylerle ilgili hayaller kurarlar. Hiçbir zaman bu tür hayaller kurmadım. İçinde yaşadığım ana odaklanmayı, ondan keyif almayı, onu içime sindirmeyi oldum olası daha çok sevdim. Yıllar geçtikçe içime ne kadar sindirirsem sindireyim, yeni hatıraların galip geldiğini, eskilerin öyle veya böyle solup gittiğini anladım.

20’lerin başındayken en güzel yıllarım olduğunu sandığım çocukluk yıllarım için yumardım gözlerimi. Canım gibi sevdiğim, hayatımın ilk yıllarının arkadaşlarıyla geçirdiğim neşe dolu, kahkahalar dolu çocukluk yıllarıma gidiverirdim. Çocuk olduğumdan mıdır nedir, bellek taze sanırım, en solmamış hatıralar da bugünlere aittir. Hala gözlerimi kapattığımda, arkadaşlarımın evinin içindeki her eşyanın yerini, çılgınca koşup oynadığımız, kusursuzca saklandığımız bahçenin her köşesini, çok fazla içine girmemiş olsam bile onların Oma’sının evinin içini bile daha dün gibi hatırlayabilirim. Sadece mekanları değil, yaptıklarımızı, yediklerimizi, oynadıklarımızı, sevinçlerimizi, kavgalarımızı, üzüntülerimizi bile…

30’lara gelipte çoluk çocuğa karışınca zamana yetişemez oldum. O önden koşturdukça, anılar da daha bir silik yer etmeye başladı hafızamda. Bebeğim Lara’yı kucağıma aldığım günü hiçbir zaman unutamasam da, o büyüdükçe hafızam bana oyun oynar oldu. Ne zaman 5 yaşına geldi, nasıl bu kadar büyüdü, ne zaman bu kadar gelişti ve değişti? Şimdilerde en sevdiğim, Defne’m büyüdükçe, gözlerimi kapatıp Lara’nın bebekliğine gitmek oluyor. Defne’nin içinde bulunduğu ayla Lara’nın o zamanki ayını karşılaştırmak. Anı defterlerime ve bu bloga not düşmemiş olsam pek çok şeyi akıp giden zamana kaptıracağımı anlıyorum. 40’lara, 50’lere gelince ne olur, 60’ları, 70’leri görür müyüz, görürsek neler kalır bellekte şimdi bilemiyorum.

Ama birileri Harry Potter’ın Azkaban Tutsağı’nda Albus Dumbledore’un sihirli değneğiyle hafızasından bir anı alıp, bir su birikintisine bıraktığı ve sonra bu birikintiden o anı tekrar seyredebildiği gibi bir büyü buluncaya kadar. Veya internetin kullanım allanlarına insan hafızası depolama bölümü gibi bir  alan eklenene kadar. Hafızamız berrak, yazımız ölümsüz olsun.

Yıl 2050. İnternet üzerinden insan hafızası arama motoru. Hatırlamak istediğiniz anıyı gün, ay, yıl olarak giriniz. Aradığınız anı bulunmuştur, birazdan anıya dalacaksınız. Gözlerinizi kapayıp, arkanıza yaslanınız…

7 Nisan 2011 Perşembe

Emzik

Defne gündüzleri uyumayı hiç sevmeyen bir bebek. Doğduğunun haftası bile saatlerce uyumadan durabiliyordu. Doğumdan sonra eve gelen lohusa bakıcısı “This is the most awake baby I’ve ever seen” demişti. Aslında uykusuzluk kafasına vurmuyor olsa bırakayım uyanık kalsın hınzır diyorum; ama o uykusuzluk huysuzluğu çekilir gibi değil. Neyse öyle böyle üçüncü ayına geldi Defne’cik. Herşey biraz daha yola girdi. Hala az uyuyor ama en azından eskisi gibi huysuzluğu çok değil.

Bu kadar uyumakta zorlanırken son üç gündür yeni bir huy çıkardı küçük hanım. İki el dua okur gibi birleştirilip göğe kaldırılıyor. Göz hizasına getiriliyor. Tabi bu arada ellere odaklanan gözler şaşı beş oluyor. Daha sonra eller gözün üstüne konuyor ve yavaş yavaş emziğe doğru indiriliyor. Bu arada ellerle gözlerini de oymayı ihmal etmiyor. Sonra o eller yavaş yavaş emziğe doğru kaydırılıyor. Şanslıysa, ki bu pek olmuyor, iki elinin arasına aldığı emzikle mutlu mesut uyuyor. El kol koordinatı pek fazla gelişmediği için genelde bu aşama kendisine verdiği zararlarla sonlanıyor. Gözü oyulmuş, göz çevresi kıpkırmızı, yanaklar mora yakın ve tırnaklar iki günden uzun kalmışsa yüzün çeşitli yerlerinde bilimum tırmık izleri. Bebeğe kötü baktığımızı düşünücekler işin kötüsü. Eline yardım edersek veya aşağı doğru bastırırsak daha da sinir oluyor. Sanki bütün uyku problemlerini halletmiş gibi şimdi de bunu çıkardı başımıza.

image

Sonunda ya emziği eline yapıştırıcağım, emziği de ağzına ya da emziği alıp atacağım derken daha gerçekçi bir çözüm buldum. Kendilerine yarım kundak yaptım. Şimdilerde mışıl mışıl uyuyor.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Gelinlik

Dün burada koopzondag’dı. Yani mağazalar açıktı. Alacağımız, bakacağımız birkaç şey var diye bizde indik şehire. Hava bahar havası, sokaklar insan dolu, keyfimiz yerinde. Öyle dolanırken bir gelinlik butiğinin önünden geçtik. Lara bir anda vuruldu. Hemen vitrinden en beğendiğini seçti. Bana da seçtirdi en beğendiğimi.

escanear0004

Akşam eve dönünce bana bu resmi yapmış. Resimdeki benim. Gelinlik giymişim, babaya aşık olduğum zamanmış, yani evlendiğim zaman. Çok hoşumuza gitti karı koca. Yüzümüzde kocaman bir gülümseme birbirimize baktık.

Lara yatmaya çıktığında banyoda dişlerini fırçalarken beni seslendi. Yanına gittiğimde,

“Anneciğim ben büyüyünce benim gelinliğimi de sen seçer misin? En güzelini seç ama olur mu?” deyince hem güldüm hem de gözlerime yaşlar doldu. Yavrumuz büyüyor.

27 Ocak 2011 Perşembe

Yeni yıla yeni kız

Dört gözle beklediğimiz ikinci yavrumuz Defne tam gününde randevusuna sadık kalaraktan ailemize katıldı. Sağlıklı, koca gözlü, pembe bir bebek. Güzel mi, Lara’ya mı benziyor, kime benziyor, eller ayaklar tıpkı babası konuşmaları arasında evimize de döndük. İyileşme, dinlenme ve birbirimize alışma süreçlerini geride bırakaraktan hayatımıza devam etmeye başladık.

DSC_0415

Bebek karnımdayken Lara’nın gösterdiği sevgi ve alakada bir azalma olmadı.  Zaten benim tahminim de bu doğrultudaydı. Sanırım aralarındaki yaş farkı iki çocuk büyütmek açısından bizim avantajımıza oldu. Bebek bir doğsun sen görürsün, o zaman tepkisini verir diyenleri çatlatırcasına Lara hala aynı Lara. Evde olduğu zamanlar benim en büyük yardımcım.

Neyse şimdi biraz Defne’den haberler verelim. Malum bütün bebekler gibi yemek, uyumak ve altına yapmakla meşgul. Uyumak diyorum ama aslında uykuya dalma zorluğu yaşıyor. Neyseki geceleri değil sadece gündüzleri. Uzun saatler uyanık kaldıktan sonra artık uykusu başına vurup ağlama krizine girince artık uykuyla daha fazla savaşamayacağını anlayıp teslim oluyor uykunun ellerine. İşte şimdi bu anlardan birindeyiz.

DSC_0426 

Uykuya dalma/dalamama problemi doğum sonrası eve gelen yardımcı bayanı (kraamzorg) ve ebeyi şaşkına çevirdi. Hiç böyle bebek görmemişler. Yeni doğan dediğin hep uyurmuş. Neyse en sonunda kundak yapalım diye önerdi ebe de Defne’cik biraz huzur buldu.

DSC04787

Yeme konusunda biraz iştahlı. Babası Erol Taş gibi yediğini söylüyor. Homur homur içiyor sütünü. Ee iştah böyle olunca da artık onu ay parçası diye sever olduk. Çünkü yüzü tostoparlak oldu.

İki çocuklu hayata adapte olduk. Hatta yorgunluğumuz gözlerimizden aksa da, karı koca birbirimizle konuşacak halimiz olmasa da çok keyifli olduğunu bile düşünüyoruz. Bizimkiler de dahil olmak üzere, tüm çocukların bir ömür sağlık, huzur ve mutluluk yanlarında olsun.