31 Mart 2010 Çarşamba

Çocuk haklı

DSC_0732 DSC_0733 DSC_0735

Babasının sweat-shirt’ünü ütü odasına askıyla asmışım havalansın diye. Bir yandan ütü yapıyorum, diğer yandan da ortalarda dolanan Lara’yla sohbet ediyorum. Bir ara Lara’nın sohbeti bırakıp, sürekli heceler gibi Güüü-neeşş, Güüü-neeşş, Güüü-neeşş dediğini fark ettim. Ben napıyorsun diyemeden, o bana sweat-shirt’ü göstererek:

- Anne, burada ne yazıyor? Güneş mi yazıyor? (Güneş babamızın adı oluyor.), diye sordu.

- Hayır kızım, babanın onu aldığı mağazanın adı yazıyor, dedim.

- Peki, neden? Nereden aldığını unutursa, okuyup hatırlamak için mi?

Çocuk haklı, ne desem saçma gelecek ona, o çocuk dünyasında, çocuk mantığına. Büyüklerin dünyası saçma ve karmaşık şeylerle dolu canım. Daha da karmaşık hale getirmeden, her gününün keyfini sürmeyi bileceğin bir hayatın olsun küçük insan.

30 Mart 2010 Salı

Lalelerim

Cumartesi günü yarım saat mesafemizdeki Dordrecht şehrini gezmeye gittik. Gezip gördüklerimizi bir başka yazıma saklasamda, pazardan aldığım lalelerimi daha fazla saklayamadım.

Şimdi lale zamanı Hollanda’da. Baharın en sevdiğim çiçekleri arasında geliyor. O kadar çok çeşidi var ki karar verene kadar insanın başı dönüyor. Kaç çeşidi var diye internetten şöyle bir araştırınca, başımın boşuna dönmediğini anladım.

Çiçekcide satılan çeşitler yeterince başınızı döndürmüyorsa, Hollanda’da yaşayanlar için Keukenhof’u, İstanbul’da yaşayanlar için de Emirgan Parkını öneririm.

DSC_0871 

DSC_0879

28 Mart 2010 Pazar

Ah keşke tanıştırmaz olaydım!

DSC_0702Geçtiğimiz hafta bahçeyi uğur böcekleri basmıştı. Maydanozların arasındaki sonbahardan kalma yaprakları temizlerken minik bir hanımefendiye rastladım. Küçükken en sevdiğim şeylerden birinin onları elimde gezdirip sonrada uçurmak olduğunu hatırladım.  Bir de şarkısı vardı ki saçma sapan. Uç uç böceğim, annem sana terlik pabuç alacak. Ne terliği, ne pabucu demez mi bu böcek? Kafiye için desek kafiyenin “k”si bile yok. Neyse konuma döneyim fazla dağıtmadan. Hemen Lara’yı yanıma çağırdım. Bir yaprak yardımıyla uğurböceğini önce kendi elime sonrada Lara’nın eline koyuverdim. Korku ve heyacan bir arada Lara’nın gözlerinde. Uğurböceği bir elden öbürüne geçti, arada yere düştü, bir daha çıktı, bir daha düştü, bir daha çıktı. Baktım bizim kız “Elmayra” gibi yapıştı böceğe, bırakmaya niyeti yok. Böcek kendini kurtarmak için yaptığı son uçuş hamlesiyle onu ilk bulduğum maydanozların arasına girdi. Artık uçtu gitti, başka zaman yine geri gelir, dedim. Bir iki etrafına bakındıysa da bulamadı.

Ertesi gün ben evin içinde işlerimi yaparken, Lara da bahçede oynamaya çıkmıştı. Koşarak daldı eve, heyecanla:

-  Anne, bir tane uğurböceği gördüm. Üzerine azcık bastım yanlışlıla ama “sooorrrryyyy” dedim. Hadi çabuk gel gitmeden bakalım birlikte, dedi.

Gittim, baktım ki en ökkelisinden söylenen sooorryy bile fayda etmez uğurböceğine.

Bir sonraki günde Lara’yı okuldan almaya gittiğimde, her zaman oynadığı kum havuzunda arkadaşlarıyla birlikte oynamadığını fark ettim. Taşa oturmuştu bir başına, kafası öne eğik. Hay allah, canı kesin birşeye sıkılmış, diye düşündüm. Yanına yaklaşmamla birlikte, olayın hiçte düşündüğüm gibi olmadığını anladım. Almış bacaklarının arasına bir başka uğurböceği, eline çıkarmaya çalışıyor. Niyet kötü değil aslında, sadece eline alıp gezdirmek istiyor. Ama küçük motorik hareketler henüz çok iyi gelişmediği için  o küçük eller istesede yeterince hassas olamıyor. Neyse zamanında varmışım da, kurtuldu bu minik hanım.

21 Mart 2010 Pazar

Bahçedeyiz

DSC_0712DSC_0713

DSC_0717

Ohh sonunda attık kendimizi bahçeye. Bahar sen nelere kadirsin. İnsanın içine neşe, ışık ve keyif saçıyorsun. Daha tam gelmedin bile ama ne hasret kalmışız güzel, ılık ve bulutsuz havaya.

Bahçe malzemeleri satan Intratuin’a gittik. Bahar geliyordu ama bizim bahçe kıştan kalma görünüyordu. Hemen yetiştik yardımına. Pembe, Lara sayesinde hayatımızın rengi oldu. Çiçekler pembe seçildi. Bahçenin çeşitli yerlerine dikildi.

Geçen yaz bahçenin bir kenarında küçük bir toprak parçası hazırlamıştım maydonoz, dereotu ve roka için.

Hatta olayı bir adım daha ileriye götürüp cherry domates bile ekmiştim. Domates hariç hepsi fazlasıyla görevini yerine getirmişti. Domatesin de hakkını yememek lazım aslında. Az güneş, çok yağmur denkleminde iki adet domates yemiştik. DSC_0723

Kara, kışa, dona ve hatta benim hiç ilgilenmeme rağmen tabiat ana sihirli değneğiyle dokunmuş olacak ki bütün otlarım yeniden yeşermeye başladı. Haliyle ben de dayanamadım yanına arkadaşlar getirdim. Normalde bir saksıda yetiştirdiğim taze otlarımı da öbürlerinin yanına aldım. Fesleğen, kekik, frenksoğanı ve kişniş. Büyük, ferah bir toprağa kavuştukları için mutlu görünüyorlardı.

20 Mart 2010 Cumartesi

Mektup var

Bu ara posta hizmetleri Lara’ya çalışıyor. Posta kutusunu her açtığımda ona birşey gelmiş oluyor. Özellikle almıyorum içinden. Kendisine söylüyorum o parmak uçlarına kalkıp zorlukla çekip alıveriyor. Hafta başında yurt dışında yaşayanları unutmayan Tubitak’ın Meraklı Minik dergisi gelmişti. Dünde anneanneden mektup gelmiş. Havalar güzelleşti ya bahçedeydik zaten. Oturdu bir kenera, okumaya başladı. Kendini bir özel hissediyor ki anlatamam. Yakında da kuzeninden bir mektup gelecekmiş, kuşlar fısıldadı kulağıma.

DSC_0699

17 Mart 2010 Çarşamba

İlk kayak

Yavaş yavaş elimi blogdan iyice çekmekte olduğumu fark ettiğim şu son zamanlarda kocamın kızımız için düşündüğü bir şey, beni yeniden yazmaya döndürdü. Babası acaba hatırlar mı bugünleri diye düşünüyordu. O kadar keyifli, o kadar eğlenceli ve o kadar unutulmaz bir tatil olmalıydı ki onun küçük aklında, biz bile onun yerine düşünür olduk, acaba hatırlar mı, diye. Bence hatırlamaz; ama en azından bu güzel satırları okurken, bu güzel resimlere bakarken, hatırlarmış gibi oluverir. Bize de böyle olmamış mıydı? Çocukluğumuzla ilgili anlatılan anılar bir süre sonra hafızamızda o kadar yer etti ki, hatırlamasak bile yaşamış olduğumuzu hissettik. En güzel hatıralar, kopamadığımız anlar, kokular, olaylar, yerler, kişiler hep bizi çocukluğumuza götürmedi mi? İşte bizde çocuğumuzun aklında yer etmesini arzu ettiğimiz bir tatil geçirdik. DSC_0677DSC_0673

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lara hayatının ilklerini yaşamaya devam ediyor. En sevdiği şeyler arasında televizyon seyredip, atıştırma yemek olduğunu açıkça ilan eden Lara, beklenmedik bir performans sergiledi. Bunun da en önemli sebebi hız tutkusu olmalı. Bisiklete binerken, scooter yaparken, buz pateni denerken bile roket gibi gitmek isteyen bir kızımız var. Allah sonunu hayırlı etsin:) Kayakları da o hevesle geçirdi ayağına. Heves dediğime bakmayın söylenmesi bir an bile eksik olmadı. Botlar çok sertmiş, neden pamuk gibi olamıyormuş, kasklardan nefret edermiş, gözlükler de gözünü sıkıyormuş diye saatlerce uzayıp gidebilir söylenmeleri. Onu öğretmenine teslim edip olay yerinden uzaklaşana kadar saniyede onlarca şeye söylenebiliyordu. Neyse ki kayak kıyafetlerinin sağladığı doğal kamuflajla köyün içinde onu uzaktan gözetlediğimizde söylenmelerin sadece bize olduğunu gördük ve içimiz rahat olay yerinden uzaklaştık. 

Olaylara olumsuz tarafından bakmak insanın doğasında olan birşey sanırım. Zaman içerisinde kimileri kendilerini eğitebiliyor, kimileri de oldukları gibi kalıyor. Lara’nın daha hayatının başında olduğunu düşünürsek daha kendini eğitebileceği uzun yıllar olduğuna inanıyorum. Ama uzun yıllar var diye zamana yaymamasında da fayda var. Neticede sürekli kara gözlüklerin arkasından bakan bir Lara hiç çekilmiyor. Tatilin başında Hollanda’daki okulunu, arkadaşlarını, öğretmenlerini özleyeceğini söyleyerek dağdaki okula gitmeyi reddediyordu. Tatilin sonuna doğru artık geri dönme zamanının yaklaştığına dair sinyaller vermeye başladığımızda da bu okulu çok sevdiğini, karlardan ayrılmasının mümkün olmadığını, daha öğretmenlerinin adını bile öğrenemediğini söylemeye başladı. Son noktayı da “sonlardan nefret ederim” diyerek koydu. 

 DSC04417

İşte son noktayı koyacağımız son güne geldiğimizde, karı koca dağların kayılabilecek en yüksek noktasından, güle oynaya Lara’yı okulundan almaya  gittiğimizde kocaman bir süprizle karşılaştık. Lara’nın kayak öğretmeni Lara’yı bir haftalık başarısından dolayı “Snowman” madalyasıyla ödüllendirmişti. Bundan sonraki kayak gelişmelerini de kayıt altına almak için ona bir defter vermişti. Hoşumuza gitti, gururlandık, anne ve babayız ne de olsa. İlk adımı, ilk kelimesi heyecanlandırıyor da, neden sonraki ilkleri kanıksamaya başlıyoruz acaba? Bunu da kanıksamamız gereken ilklerin arasına alabilmek içindir bütün bu çabam. Güzel kayışlar dilerim kızım, güven içerisinde, keyif dolu güzel kayışlar…  

DSC_0686