16 Mayıs 2010 Pazar

St. Remi Katedrali

Uzaklarda yaşamak bazen çok zor geliyor. Bazen eski hayatımla ilgili herşeyi çok özlediğimi hissediyorum. Aslında o zaman yaşadıklarım da şimdikinden çok farklı değildi ama burnumun direğini her daim titreten nüanslar olması ve onlara çok uzakta kalmış olmam yüreğimi sızlatıyor. Gün gelir döner miyiz bilmiyorum ama; arada alıştım buralara, hayat çok kolay, pek rahat gibi söylemlerde bulunsam da yüreğim hep su koyuveriyor.

DSC_0966 Lara’nın da hayatının çoğu burada, Hollanda’da geçti. Hollandaca’yı bir an önce öğrensin de arkadaş edinebilsin, derdini anlatabilsin diye kendimi üzdüğüm zamanlar çok da uzak değil. İlerleyen Hollandaca’sı şimdilerde de yeni düşüncelere götürüyor beni. Turuncuya “oranje” diyor şu aralar. Türkçesi neydi “oranje”nin hatırlamıyorum diyor. Günler geçtikçe bu örnekler artıp gidecek eminim eğer bir gün geri dönmezsek. Neyse şimdi konum o değil aslında. Hayatının çoğu buralarda geçti demiştim ya, çocuk kilise çanlarıyla büyüdü resmen. Kurban bayramlarına, ramazan bayramlarına nasıl uzak kaldıysa, ezan seslerine de uzak kaldı. Uzun zamandır bir merak içinde kiliselerin içinde ne olduğuyla ilgili. İşte en sonunda vasıl oldu da Champagne’a gittiğimizde Reims’in meşhur katedraline girdik gezdirdik onu.

DSC_0934 DSC_1041

Soyut kavramları yavaş yavaş anlamaya başalayan kendileri, sandalyelerde sessizce dua eden insanların ne yaptıklarını sordu bana. Dua ediyorlar, dedim. O ne demek, dedi. Bir an düşündüm. Somut şeyleri anlatmak çok kolay ya, soyut bir şeyi anlatırken onun kafasının anlayacağı ve en önemlisi de kafasını karıştırmayacağım birşeyler söylemem gerekiyordu. Dua ederken söylediklerim geldi aklıma ve sonra ağzımdan bir anda dökülüverdi.

DSC_0955 İnsanlar yaşadıkları hayatta sevdikleriyle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu olmak için dua ederler. Kötülüklerden, hastalıklardan uzak bir hayat yaşayabilmek için dua ederler. Ve kendileri kadar şanslı olmayan insanlar için de iyilikler dileyerek dua ederler, dedim. 

DSC_0958DSC_1055

Arkasından gelecek soru bombardımanına hazırdım ama hiç soru gelmedi. Peki, anladım, dedi. İşte biz de kiliseymiş, camiymiş, sinagogmuş, mabetmiş fark etmeden, sahip olduğumuz herşey için şükredip, bizler kadar şanslı olmayan insancıklar içinde iyilikler dileyerek yolumuza devam ettik. 

DSC_1037

3 yorum:

Selen dedi ki...

Cok guzel aciklamissin. Kusumuz oldugunde Lara da ayni soruyu sordu. "Allah'la konusmaktir dua etmek" demistim, arkasindan da hemen "Allah ne?" sorusunu yapistirmisti. Ayikla pirincin tasini sonra, yaratici guc kavramini ve farkli inanclari anlatmaya calistim.
Lara 2,5 yasinda ya vardi ya yoktu. Malezya'da bir Hindu tapinagini gezmeye gitmistik. Giriste bir rahip ziyaretcileri kutsuyor, alnina birer nokta yapiyordu. Biz Tunc'la bu torene dahil olmustuk ama Lara alnina nokta yaptirmak istemedi ve sordu, o adam ne yapiyor, neden boyle yapiyor. O zaman anlatmistim, herkes Tanri'yla farkli sekilde konusur, farkli dua eder. O da boyle dua ediyor diye.
Bu dua/Allah muhabbetinden sonra bana onu hatirlatti, "hani ben kucuktum, alnima nokta yaptirmak istememistim, oradaki adam gibi mi?" diye.. Inanamadim o olayi hatirladigina, bizim tahminimizden cok daha fazlasini anliyorlar.

pianthus dedi ki...

Ben iki sene daha kalıp döneriz diye ümit ediyorum. Alışmak zor geliyor. Mumlu fotoğrafı çok beğendim. En sondaki fotoğrafı biraz daha geriden alabilseydin sanki daha iyi olurmuş. Güzel bir simetri var:) selamlar.

Zeynep Gemalmaz Çelik dedi ki...

Selen, kesinlikle doğru söylüyorsun. Boylarının küçük olmasına kanmamak gerek:)

pianthus, çok güzel feedback'ler vermişsin. Teşekkürler. İkinci fotoyu aslında bende fark ettim ama, titremesin diye kolonlardan birine dayamıştım. En sonuncu kolonda buydu:)