7 Mayıs 2010 Cuma

Champagne Bölgesi’ne bir kaçamak

Uzun zamandır aklımızın bir köşesinde olup da bir türlü plana programa koyamadığımız, Fransa’nın Champagne bölgesini geçtiğimiz hafta gezmeye gittik. Mevsim bağ mevsimi değildi aslında. Daha üzümlerin kendilerini göstermelerine de çok vardı ama biz yine de koyulduk yolumuza.

DSC_0968Reims’e varana kadar otoyoldan gittiğimiz için hiç anlamadık Champagne bölgesinde olduğumuzu. Gözlerim bağları arıyordu ama etrafda bir tane bile bağ göremedim yolculuk boyunca. Champagne bölgesi deniyor ya, bölgeye girer girmez her tarafımızın bağlarla çevrili olacağını düşünmüştüm. Oysa ki bölge çok büyükmüş ve belli alanlarda bağlar varmış. Ertesi gün elimize geçirdiğimiz bir turistik broşürle kendimize bir “Champagne Route” belirledik. İşte o an başladı gözlerimiz şenlenmeye. Her açıdan birbirine simetrik dikilmiş, aynı şekilde budanmış, aynı şekilde askıya alınmış yeni yeni yeşermeye başlamış yüzlerce bağın arasından geçtik. Her 5- 10 kilometrede bir girdiğimiz Fransız köylerini dolaşmak da ayrı bir keyif oldu. Girip çıktığımız birkaç köyden sonra anladık ki her köyde kilise, okul, belediye ve postahane aynı noktada toplanmış.  DSC_0975 DSC_0974

DSC_0979

Bağların yanı sıra, mevsim itibariyle gözümüz en çok “patchwork” kıvamındaki tarlalarla şenlendi. Boya gitmiş sapsarı kanoliler, serpilmeye başlamış yemyeşil buğdaylar  ve ekime hazırlanmış toprak rengi tarlalar.

Daracık ama bakımlı köy yollarından bir oraya bir buraya giderken yerel bir üretici bulup, üretimhanesini ve kavını gezmeyi istiyorduk. Her zamanki gibi Fransa’nın çalışma saatlerinin gazabına uğradık. Çoğu işletmenin kapalı olduğunu görüp hüsranla yolumuza devam ettiğimiz kaçıncı köydü hatırlamıyorum. Gözüme “Açığız” diyen bir tabela çarptı. Sert bir fren yaptık, arabayı geri vitese taktık, tabelaya bir daha dikkatle baktık, doğru gördüğümüze inanamadık ve hemen adresi not ettik.

Hollanda’dan geldiğimize normal, Türk olduğumuza aşırı keyifle tepki veren bir üreticinin üretimhanesini ve kavını hafif dişlerimiz tıkırdayarak gezdik. Tadım aşamasında içimiz ancak ısınmaya başladı. Kocaman tebessümle, güle oynaya onlara veda ederken bagaja da birkaç şişe şampanya koymayı unut-a-madık.

DSC_1095 Bu yerel üreticinin tavsiyesiyle Reims’in içindeki dünyaca meşhur Pommery’nin mahzenlerini de gezdik. Yerin 30 metre altında, Romalı’lardan kalma antik yer altı mağralarını, 1800’lerin sonunda birbirine tünelle bağlayan Bayan Pommery’nin azmine ve çalışkanlığına şaştık kaldık. 15 yıldır bekleyen, üzerleri tozla örtülü, kıymetli şampanya şişelerinin yanından tüneller boyunca yürüdük.  Mahzenleri gezme işi fazlasıyla ticarete dökülmüş aslında ama yine de bir tanesini, özellikle de meşhurlardan birini, gezmek keyifli oluyor.

 

 

3 yorum:

beste dedi ki...

harika olmus sirf o siseleri gormeye bile deger. Simdi kanola cicekleri gozleri senlendiriyor gercekten! Fransizlar boyle sekerim 12-14.00 hatta 14.30 arasi oldursen calismazlar guzel yemek, sarap ve ask zamani:))

ipex dedi ki...

Ahh, geçen seneki şahane tatilimiz geldi aklıma... Epernay'in içinde bir de festivale denk gelmiştik ki, off ne keyif... Avrupa'da arabayla fink atmayı çok özledim, özlüyorum, özleyeceğim :((

Zeynep Gemalmaz Çelik dedi ki...

Beste'cim, Fransızları oralarda turist olmadığım sürece pek takdir ediyorum. Ama turist olunca insanın sinirine dokunuyor:)

İpex, Güzel bir olay gerçekten oradan oraya gidebilmek ama bende memleketimi özledim, özlüyorum, özleyeceğim:))