18 Kasım 2009 Çarşamba

Bir yaşıma daha girdim

Saat gece yarısı oldu diyor. Yeni bir gün başlıyor. Güzel bir uyku öncesi nefsime hakim olamayıp, elmalı tartımın üzerine bol krema koyup mideme gönderdim bile. Artık bana uykuda "love handle (aşk tutamağı)" olarak geri dönerler. Aslında bu saatlerde çoktan uyumuş olurum, ama bugün sanırım yeni bir yaşa daha gireceğim için biraz sersemlik var üzerimde. Bazı şeyleri tartıyorum, eşeliyorum, düşünüyorum, yani ruhuma işkence ediyorum.

Yeni yaşa, yeni not:

  • Bundan üç sene önce, saçımda gördüğüm ilk ak yanına arkadaşlar alıyor.
  • Göz kenarlarımda kırışıklıklar belirginleşmeye başlıyor. Kocam bunlara mutluluk kırışıklığı diyor. Lara bile kanmaz buna. Ama benim gönlüm kanmak istiyor. Lara da beni her sabah ve akşam nemlendirici kremlere batırıp çıkaracak neredeyse. Geçmiş zaman çocuk sormuş neden krem sürdüğümü, ben de demişim yaşlanmamak için. Hiç denecek şey mi bu hap kadar çocuğa. Ne zaman beni krem sürerken görse "iyi sür, anne, yaşlanmanı hiç istemiyorum" diyor.

13 Kasım 2009 Cuma

İlk arkadaş

Geçen sene tam bu zamanlardı Lara okula gitmeye başladığında. İlk günümüzü ömürümce unutabileceğimi pek sanmıyorum. İkimiz içinde çok sancılı ve hüzünlü olmuştu.

Lara şu koca sene boyunca belki bir, belki de iki kere şikayet etmiştir okulundan. Dilini anlamadığı, derdini anlatamadığı bir grup çocuğun ve iki öğretmenin arasında ayakta kalmayı bir şekilde başardı. İstediğini nasıl anlattı, onların ne dediğini nasıl anladı bilemiyorum ama öğretmenlerine her sorduğumda mutlu olduğunu söylediler. Dans ediyormuş, şarkılar söylüyormuş, boyama yapıyormuş, oyuncak oynuyormuş ama hep kendi başına.

Üç yaşından önce tek başına vakit geçirmesini pek de dert etmiyordum. Ama artık yaşı ilerledikçe o da bu eksikliğin farkına varmaya başladı. Evde ara sıra niçin benim hiç arkadaşım yok diye sorar oldu. Haliyle benim de içim parçalanır ve kafama her geçen gün daha çok takılır oldu. 

6 ayda çözer dediğim dil olayı kabusumuz oldu. Türkçeyi çok iyi konuştuğu ve derdini çok iyi anlatabildiği için midir bilmem, Hollandaca öğrenmek için en ufak bir çaba bile göstermediğini fark ettim. Diğer çocuklar ve öğretmenler bile bir iki kelime Türkçe öğrendiler, ama Lara Hollandacada pek bir gelişme kaydedemedi. Üstüne üstlük son bir kaç aydır uydurma bir dil geliştirdi. Hollandaca olduğunu iddia ediyor. Anzziin, farffiin, ezeen gibi saçma kelimeleri yanyana getirip cümle bile kuruyor.

Neyse öyle böyle derken artık duruma müdahale etmem gerektiğini hissettim.  Son birkaç aydır öğrenmekte olduğum Hollandaca ile Lara’ya basit kelimeleri söylemeye, ona Hollandaca kitaplar okumaya başladım. Bu bana yeterli gelmeyince, okulda öğretmeniyle daha fazla ne yapabiliriz diye konuşurken çocuklardan birinin annesi durumumuzla fazlasıyla ilgilendi. Bize pek çok internet sitesi ve çizgi film tavsiye etti. Ertesi gün okula gittiğimizde de, bize bir düzine DVD verdi. Ayrıca Lara’ya da okulda ne zaman biriyle oynamak isterse, oğluyla oynayabileceğini söyledi. Oğlu onunla severek arkadaşlık edermiş derken benim boğazıma bir şey düğümlenmişti. Sonrada bana Lara’nın oğluyla oynamaya eve gelebileceğini, böyle daha kolay öğrenebileceğini söyleyince kadının boynuna sarılasım, onu öpesim geldi.

Uzun zamandır Lara’nın kimseyle birebir arkadaşlık etmediğini, bu yüzden de orada kendini yerlere atacabileceğini, tutturabileceğini, birlikte oynamayacağını düşünerek gittik bugün arkadaşına. Herşey sandığımdan daha da güzel geçti. İlk gün için ikisi de çok iyi anlaştı. Ara ara birlikte, çoğu zaman ayrı ayrı oynadılar. Ama sonuçta iyi bir başlangıç yaptık. Haftaya kendisini bizim eve davet ettik. Bu da bir başka ilk olacak Lara için. Çok mutluyum, içim biraz da olsa rahatladı.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Kırmızı mantar

Uzakdoğuda bir metropolde yaşayan çocuklara okulda bir gün balık resmi çizmeleri söylenmiş.  Kafası, kuyruğu, solungaçları üzerinde olan balık görmeye pek alışık olmayan büyük şehir çocukları, marketten aldıkları, evde sıkça tüketilen konserve balıklardan çizmişler.

İşte ben de onlar gibi hissettim geçenlerde kendimi. Lara’nın okulunun bahçesinde masallarda ve çizgi filmlerde gördüğüm kırmızı şapkalı, üzeri beyaz puantiyeli, beyaz sapı olan mantar gördüm. Lara’dan daha çok heyecanlandım sanırım. Hayatım da ilk defa böyle bir mantar görüyorum. Ekim, Kasım aylarının mantar zamanı olduğunu biliyorum. Bahçemizde, çevremizde, ormanda çeşitli mantarlar görmüştüm ama böylesini ilk defa gördüm.

Son derece zehirli olan bu mantarı, okulun bahçesinden zehirlidir bu diyerek yolup atmadılar. Mantar doğadaki görevini tamamlayana kadar oradaydı. Çocuklar da onun zehirli olduğunu bilerek, dokunmadan, uzaktan bakarak bahçede oynamaya devam ettiler.

mushroom mushroom2

6 Kasım 2009 Cuma

Güle güle sonbahar…

Ormanın bir karanlık yüzü varmış… DSC_0134DSC_0121

DSC_0115

Bir de aydınlık yüzü…

DSC_0149DSC_0157 DSC_0154 DSC_0152

Bugün sonbaharla resmi olarak vedalaştık. Belediyenin ekipleri sokaktaki bütün yaprakları sildi, süpürdü. Ağaçların dallarında da dökülmeyi bekleyen birkaç yapraktan başka birşey kalmadı. Havalar da hemen kış havasına girdi. Şiddetli rüzgar, durmak bilmeyen yağmur ve soğuyan hava. Güle güle sonbahar, hoşgeldin kış!

3 Kasım 2009 Salı

Mimlendim, mimlendin, mimlendik...

Bu mimlenme nerde, ne zaman, kiminle başlamıştır diye meraklanıp baya gerilere doğru yol aldım ama sonunda işin içinden çıkılmaz bir yerde buldum kendimi. Aradığım sorulara yanıt bulamadığım gibi kafamdaki sorulara birkaç yüz tane daha eklendi. Kim kimin blogunu okur, niçin okur, okunmak mı önemlidir, yazmak mı, yazan neden hayatını tanımadığı insanların önüne serer, birbirini hiç tanımayan insanlar nasıl olur da bir blog vasıtasıyla bağ kurarlar? Acaba bu sorularla bir minlenme olayı da ben mi başlatsam? Neyse ben bunu düşünedurayım, blogu vesilesiyle kısa bir süre önce bağ kurduğum Selen de beni mimleyivermiş. Konu da zaten en sevdiğimden, 3 1/4 yaşındaki kızım Lara ve onun ilginç özellikleri...

1. Çok iyi bir espri anlayışı vardır. Daha bir yaşındayken bile esprileri anlar gülerdi. Şimdilerde artık esprileri kendi yaratıyor. Sesiyle, mimikleriyle bizleri çok güldürüyor. Hele o mimikler, büyüse de hiç gözümün önünden gitsin istemiyorum.

2. "Dilli düdük" deriz ona kendi aramızda. Kendileri "earyl talker" sınıfına girenlerdendir. O gün açıldı dili, bir daha da susturabilene aşk olsun.

3. Çikolataya tapar. Büyüdüğünde hatırlayamayacak aslında ama ben burada yazayım da kayıtlara geçsin bari. 3 yaşına kadarki hayatının en üzüntülü günü çikolata yememe cezası verdiğim gündü.

4. Bir de "drama queen" olma durumları vardır ki, bu en zorlarından. Kendini bazen o kadar iyi kaptırır ki, herşeyini anlayan ben bile acaba gerçek hisleri mi bunlar diye şüpheye düşerim. Sevdiği bir misafir gideceği zaman, yapışıverir bacağına "gitme, gitme, seni çok seviyorum" der. Misafirin gözleri dolar "ayy kıyamam, söz bak yine geleceğim" derken, o çoktan totosunu dönmüş başka şeylere konsantre olmuştur.

Kuzeniyle oynarken, kuzeni onun elinden birşey çekip aldığında seyirci olmayan oyun odasından, seyircinin oturduğu salona kadar ağlamadan koşar, seyirciye kavuşunca kendini iki seksen yere atar ve yaygarayı koparır, arada yaygarayı keser, seyircinin tepkisini kontrol eder ve devam eder.

5. Çok sosyaldir. Hollandaca konuşamadığı için sekteye uğramış olsa da insanlarla konuşmayı, sohbet etmeyi, onlarla vakit geçirmeyi çok sever.

6. Prenseslere, gelinlere, kabarık eteklere, şatolara, saraylara ve pembeye inanılmaz derece de düşkündür. Evde prenses kıyafeti giymeden gün geçmez, dans kabarık ve dönen bir etek giyilmeden yapılmaz. Yol üzerinde bir şato görünce, "anne'cim, babayla sen bu şatoda mı evlendin?" diye soruverir, kendini her an prensesler diyarından sanan küçük insan.

7. Ve sonuncusu diyelim. Peynire bayılır. Bu çok kokuyor sevmez dediğimiz ne tür peynir varsa hepsini bayılarak yer. Keçi peyniri, Brie ve parmesan en sevdikleri arasında gelir.

Saymakla bitmez misali, işte benim kızım Lara'nın da bunlar bana ilginç gelen özellikleri diyorum ve Calanon'u ve kısa bir süre sonra ilginç özelliklerini keşfedeceği ikinci bebeğini kucaklayacak olan Ayşem'i mimliyorum. 

2 Kasım 2009 Pazartesi

Happy Halloween II

Gerçekten komik bir tecrübe oluyor bizim için. Daha önce hiç kutlamadığımız, sadece filmlerde gördüğümüz, yabancıların kutladığı bir kutlamaya bu kadar çabuk ve bu kadar eğlenerek entegre olmak hoşumuza gitti.

DSC_0229

Dün çekirdek aile olarak evde yaptığımız kutlamaların ardından, burada oturan bir arkadaşımız bizleri Halloween partisi için evine davet etmişti.

Lara’yı bir gün öncesinden bir telaş aldı. Ne giysemmm, ne giysemmm diye uzun uzun düşündükten sonra, gönlü ara ara prenses olmaya kaysada, Halloween’in ruhunu yakaladı. Ve işte kendi kreasyonuyla korkunç kurbağa…DSC_0207

Lara partinin havasına kendini o kadar kaptırdı ki, orada eline geçen kostümlerle de partiye renk kattı. Bir ara hızını alamayan küçük cadı evin içinde hızlı bir şekilde uçarken görüldü. Sonrasında etrafın pis olduğunu anlayan küçük cadı temizlik yapmaya karar verdi. Büyük cadının sarılma büyüsünden sonra küçük cadının kendisine uzun süre gelemediği gözlerden kaçmadı.

DSC_0244 DSC_0246  DSC_0243

DSC_0248