30 Eylül 2009 Çarşamba

Paris’teydik

Karı koca çok severiz Paris’i. Hollanda’ya taşındığımızdan beri gidelim diyorduk ama bir türlü olmadı. Aslında burnumuzun dibiymiş. Yaklaşık 5 saat süren araba yolculuğundan sonra (aslında daha kısa sürebilirdi ama Lara sabah kahvaltısı yapmayı reddedip bir parça peynir ve üzerine büyük bir bardak soğuk süt içince midesi dayanamayarak hepsini geri çıkardı) hemen havaya girip “Parisienne” hissetmeye başladık kendimizi. Eee ne de olsa “nous sommes a Paris”. Sadece iki günlüğüne geldiğimiz için yapacak şey çok, zaman az stresini hissettik ensemizde. Oraya da gidelim, burayı da gezelim, ayy şunu da yemeliyiz şeklinde hiç durmadan geçirdik günlerimizi.

Denedik ve gördük. Çocukla da Paris güzel oluyormuş. Aşk şehri havasından az da olsa sıyrılsa da yine muazzamdı. Çok kısa kaldığımıza, pek çok yere gidemediğimize üzülerek ayrıldık Paris’ten.

Kıcacık zamanımızda nerelere gittiğimizi ve neler yediğimizi merak edenlere küçük bir bulmaca.

image

   DSC_0972

 

 

 

 

 

 

 DSC_0989DSC_0974 DSC_0977

DSC_0985

27 Eylül 2009 Pazar

Öylesine bir Pazar’dı


Eylül’e veda etmek zor oldu benim için. Eylül havanın en güzel olduğu aylardan birisi burada. Burada hava durumunu takip etmek, hava üzerine havadan sohbetler yapmak kaçınılmaz birşeymiş. Gün içerisinde hava o kadar değişebiliyor ki, weather.com’da saatlik hava durumunu neden koyduklarını daha iyi anlayabiliyorum.

Havanın yazdan kalma bir gün olacağını, bizim deyişimizle “pastırma yazı” olacağını öğrenince, pek çok Türk’ün kanında olan mangal yakma arzusuyla yanıp tutuştuk. Ailecek olmak yetmez dedik, güzel bir kalabalıkla, kutlama havasında geçmeliydi. Çağırdık dostları. Sohbet, eğlence, yeme, içme, çocukların gürültüsü, eğlencesi, ağlaması… Öylesine bir Pazar, oldu çok güzel bir Pazar.

Teşekkürler ve hoşçakal Eylül!

18 Eylül 2009 Cuma

Önüm, arkam, sağım, solum PEMBE

En sonunda teslim oldum. Lara’nın pembe aşkına gönülden ve keyifle teslim oldum. Bırakayım dedim, bu kadar çok sevdiği birşeyin keyfini sürsün.   Hem büyüyünce belki pembe tutkusu kendiliğinden sona erecektir. Şimdi anne zoruyla uzaklaştırmaya çalıştırmanın ne gereği var dedim.

Hatırlıyorum da doğmadan önce pembeye düşkün olmasın diye odasını şeftali rengine boyamıştık. Kıyafetlerini az pembeli seçerdim. Sevdiğim bir arkadaşım doğum hedyesi bir battaniye örecekti Lara’ya. Aman sakın pembe olmasın, demiştim.

Sen misin pembe düşmanı, kızın oldu pembe aşığı. Üstü, başı, çantası, bisikleti, tokası, yağmurluğu herşeyi pembe olsun istiyor. Eee ben de dayanamadım sonunda. Madem herşeyini pembe istiyorun

dedim ve bir kutu pembe boyayla girdim Lara’nın odasına. Neyse kolay oldu boya işi, hatta keyifli bile diyebilirim. Sonlara doğru elime ne geçse pembeye boyuyordum. Lara’nın masası, sandalyeleri, oyuncak bebeğinin karyolası… Gerçekten keyif aldım ve sonuçtan çok da mutlu oldum. İşte pembe seven Lara’nın pembelere boyanmış odası huzurlarımızda.

Pembe2

6 Eylül 2009 Pazar

3 yaşa 3 pasta

Lara 3 yaşına giriyor diyemiydi bimiyorum ama bu sene kendisine üç kere mum üflemek nasip oldu. Artık o kadar kanıksadı ki durumu ne zaman pasta görse: "Aaa! Bunun mumu yok ama", der oldu. Sanki bütün pastalar onun için, onun üflemesi için yapılmışcasına.

Yaz çocuğu olanlar sanırım Lara'nın durumunu çok iyi anlayacaklardır. Doğumgününden bir hafta önce okulda kutladık. Diğer çocuklardan farkı olmasın, onların yaşadığını o da tecrübe etsin, keyif alsın diye. Doğum gününde İstanbul'daydık. Eşler, dostlar, arkadaşlar ya meşguldü ya da tatildeydi. Ailesiyle pastasını üfledi. Birkaç gün sonra Çeşme'ye gittik. Babaannesi ve dedesi Lara'nın seveceği pembe bir pasta almıştı. Bir de onu üfledi. Üflese aslında daha da üfleyebilirdi ama 3 yaşına üç pasta yakışır dedik ve bu sene pasta üflemeye son verdik.