29 Haziran 2009 Pazartesi

Tatil başlasın…

Karı koca sabah erkenden uyandık. Her zaman sabahın erken saatinde uyanan Lara, bize inat uyudukça uyudu. Uyansın diye her sesi yaptık. Ama sabahları biraz daha uyusun diye gözünün içine baktığımız kızımız, bugün sanki yola çıkacak olan o değilmiş gibi son dakikaya kadar uyudu. Üzerini bile uykusunda değiştirdik. Neyse en sonunda uyandı ve hızlıca yapılan bir kahvaltıdan sonra vakitlice evden çıkmak yerine, üzerimize rehavet dökülmüşcesine karşılıklı kahveler içip, sohbet ettik. Bu yavaş kanlılığımızın cezasını da havalimanına aktarmasız giden treni kaçırarak ödedik. Dordrecht’de iki büyük valiz, bir el çantası, bir puset taşıyan iki yetişkin ve bir küçük çocuk olarak 7 dakikada bir perondan öbür perona kendimizi ışınlamak zorunda kaldık.

Havalimanında uzun süren bir vedalaşmadan sonra Lara’yla birlikte koyulduk yollara. Aklımız ve yüreğimiz bana sorarsanız kocamda, Lara’ya sorarsanız babasında kalmış olarak, gurbetçilerin deyişiyle memlekete doğru havalandık.

Oşko* vardık memlekete. Ne zaman, nasıl oldu bilemiyorum ama eni konu biz de gurbetçi olmuşuz. Hasret bitti, sımsıcak bir yaza, keyifli bir tatile selam olsun şimdiden.

* Lara dilinde “Ohhh şükür!”, demek.

25 Haziran 2009 Perşembe

Kutlamalar başlasın

Lara, bundan üç sene önce sıcak ve bunaltıcı bir temmuz gününde dünyaya gözlerini açmıştı. Bu sene 3’üncü yaşını kutluyor. Özellikle anne babaların anlayacağı üzere, insanlar çocuk sahibi olduklarında zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğini, çocularının nasıl bu kadar çabuk büyüdüklerini anlayamadıkları bir durum içine düşerler. Her sene çocuklarımız bir yaş daha büyüdüklerinde, anne babalarda gözle görünen ciddi fiziksel değişiklikler olmazken çocukların değişimleri bizlere bir senenin daha geçtiğini inatla hatırlattığı için midir çocukların büyümelerine bu kadar şaşarız acaba. İşte biz de 10 Temmuz 2006 tarihinde girmiştik bu keyifli, emsalsiz ama bir o kadar da yorucu hızlandırılmış hayat parkuruna.

Bu sene Lara doğumgününde Türkiye’de olacağı için erken tarihde okulda bir kutlama yapmak istedim onun için. Bütün sene boyunca ne konuşulduğunu anlamadığı, çoğu zaman o küçücük zekasıyla olayları kavramaya, etrafı cin gibi takip ederek okula uyum sağlamaya çalışan küçük kızım, diğer çocukların yaşadığı doğumgünü eğlencesini kendi tecrübe etsin, iyice anlasın ve sindirsin istedim. İşte böylece Lara tatile çıkmadan önce okuluna doğumgününü kutlayarak veda etti.

İşte doğumgününden kısa kısa…

DSC03631 DSC03632

Burada okulda kutlama yapılacağı zaman, anne babalar evden basit şeyler hazırlayıp götürüyorlar. Atıştırmalık, yenmesi kolay şeyler olması gerekiyor. Ben de çocukların hoşuna gideceğini düşündüğüm küçük şekilli sandviçler ve üzerlerini mini marshmallow’larla süslediğim kurabiyeler hazırladım. Sandviçlerin şekilleri oldukça cezbedici olsa da bile bile lades oldum sanırım. İçine “Pınar Beyaz” cinsi bir peynir sürdükten sonra çocuklar için besleyici ve sağlıklı olması için salatalık ve havuç parçaları ile zenginleştirdim. Ama çocukların çoğu, başta Lara olmak üzere havuçları ve salatalıkları çıkarttı. Neyse sonrasında kurabiyelerle çocukların kalbini fazlasıyla fethetmiş oldum.  DSC03642Doğumgünü çocuğu okulun geleneklerine göre kendi hazırladığı bir taç takıyor. Lara da okulun erken saatlerinde kendi elleriyle süslediği tacıyla gururla, heyecanla ve biraz da ağır başlılıkla kutlamaların başlamasını bekliyor.

DSC03646Vee o an… Pastanın üzerindeki mumlar üfleniyor. Pasta dediğime bakmayın, resimde her ne kadar gösterişli gerçek bir pasta gibi görünse de kendileri bir maket. Her doğumgününde bu pasta çıkartılıyor ve doğumgünü çocuğu bir mizansenle pastanın mumlarını üflüyor. Hollandalılar ilginç insanlar. Herşeyi pratik ve kolay yaşıyorlar. Yani bu pastanın maket olmasının en önemli sebebi etrafı ve çocukların üstünü başını pisletmiyor olması. İlginç!!!

DSC03651Lara burada da arkadaşlarına ikramda bulunuyor ama pek de mutlu görünmüyor. Belki de tadına bayıldığı kurabiyeler bir bir tükendiği içindir. Yok bu işin şakası aslında, sadece kötü bir fotoğraf karesi:)

DSC03639

Bunlarda Lara’nın arkadaşlarına aldığı hediyeler. Bu da buraların başka ilginç usulü. Doğumgünü çocuğuna birşey alınmıyor. Eğer isterse, o, başkalarına küçük hediyeler veriyor. Son derece pinti olan Hollanda’lılar, çocuklara almaktan çok vermeyi öğrettiklerini sanıyor olsalar. Ama işin asıl yüzü tamamen duygusal(!?) olmasından kaynaklanıyor.

24 Haziran 2009 Çarşamba

Havadan, sudan…

Türkiye'ye tatil için gelmemize sayılı günler kalmışken, Hollanda bizi güzel havayla uğrulamak istiyor sanırım. Son haftalarda hava 14 -15 dereceyi geçmemişti. Titreyerek, hatta akşamları battaniyelere sarılarak geçiriyorduk. En sonunda bugün tam da Lara'nın okul pikniğinin olduğu gün, hava güzelleşti. 23 dereceleri gördük. Kendim bile inanamıyorum. Üzerimde kısa kollu bluzum, diz altı pantalonum ve şıpıdık terliklerim. Ama yine de dikkat etmek lazım. Buranın havası hiç affetmiyor. Aaa hava güzelmiş deyip, kanarsan ve bu kılıkta sokaklara düşersen, akşama yatak döşek hasta düşersin. En azından biz sıcak ülke insanları için öyle olacağından eminim. Hollandalılar böyle havalarda sanki dışarısı 35 derece gibimiymiş gibi giyinip her türlü su birikintisi kenarında güneşleniyorlar ve yüzüyorlar. Oysa ki ben evden çıkacağımız zaman yanımıza kırk kat kıyafet almadan çıkamıyorum. İnce kazak, kalın kazak, rüzgarlık, şal, şemsiye... Çünkü gün içinde hava on kere değişebiliyor. Zaten her daim havanın bir parçası olan rüzgar, ama öyle bildiğimiz esinti falan değil, insanın bir açığını bulup içine işlemeye hazır bekliyor.

Neyse başlıkda da yazdığım gibi bugün havadan sudan yazmanın ötesine geçemedim. Bari bu yazıyı biraz da Lara'nın piknik resimleri ile süsleyeyim.

DSC03613DSC03604

DSC03607 DSC03619DSC03600

DSC03617

21 Haziran 2009 Pazar

Son hediye…

“Babanın faziletleri, çocukların servetidir.”

Anatole France

dede

Eskiden insanlar hissettiklerini, düşündüklerini, sevgilerini şimdiki gibi rahat ifade edemezlermiş. Sevgilerini sevdiklerine daha az gösterirlermiş, daha katı olurlarmış ve duygularını daha çok içlerinde yaşarlarmış. Özellikle de eski zaman erkekleri… O zamanlar bunlar bir erkekte olması gereken vasıflar olarak kabul görürmüş. İsteyerek değil, belki de aileden ve çevreden böyle görülüp öğrenilirmiş. İşte benim dedem de böyle bir eski zaman insanıydı.

Hayatının üçüncü baharına girdiği zaman bizlere ancak duygularını daha çok gösterir olmuştu. Aile toplantılarında, nişanlarda, düğünlerde, törenlerde ailemizin büyüğü olarak konuşma yaptığı zaman titreyen sesinden, yaşlarla dolan gözlerinden anlardık bizlere karşı duyduğu karşılıksız sevgiyi ve içinde bulunduğu anı yaşamanın ona verdiği sonsuz mutluluğu. Yılbaşı yemeklerinde, bahçe toplantılarında, Çeşme’de sabah kahvaltılarında bütün aile masa başındayken sağlık ve gönenç içerisinde yaşadığı hayatın ve sahip olduğu eşsiz ailenin bir lütuf olduğunu söylerdi her zaman. İşte o anda ilerleyen yaşına rağmen hiçbir zaman sönmeyen gözlerinin pırıltısından her birimizi ne kadar sevdiğini ve bizlerle ne kadar gurur duyduğunu anlardık.

Dedemin bizi sevdiğini ve bizlerle gurur duyduğunu bilerek; bizlerin de onu çok sevdiğimizi ve kalbimizdeki yerinin çok özel olduğunu bilmesini arzulayarak onu son yolculuğuna uğurlarken, dedem bir yabancı vasıtasıyla anneme çok değerli son bir mesaj iletmiş oldu.

Güzel bir bahar günü olması gerekirdi aslında cenazenin kalkacağı gün. Ama kışdan kalan bir gün yaşattı hepimize. Soğuk hepimizin içine işliyordu, yağmurdan korunmak için caminin avlusundaki şadırvanın altına sığınmıştık. Akıp giden zamana karşı koyamamış tanıdık yüzler avlunun içerisine doluşmuştu. O sırada dedemin bir arkadaşı olduğunu söyleyen bir bayan baş sağlığı vermek üzere annemin yanına gelmişti. Annemin dedemin büyük kızı olduğunu öğrenince göz yaşları içerisinde “O kartı siz mi vermiştiniz?” diye sordu. Annem önceleri hangi karttan bahsettiğini anlamadı. Ama bayan konuşmaya devam ettikçe, annem de hıçkırıklara boğularak başını sallıyordu.

Bundan yaklaşık on yıl kadar önce annem dedeme babalar gününde bir kart yazıp hediye etmiş. Annem karta Anatole France’ın “Babanın faziletleri, çocukların servetidir” cümlesini yazmış. Dedem yıllardır bu kartı bahçedeki şöminenin üzerinde saklarmış.

Gelen giden misafire “Bakın, büyük kızım bana ne verdi, ” diye gururla kartı gösterirmiş. “Hayatta çok ama çok hediye aldım ama en değerlisi budur,” dermiş.

Böylece bir yabancıdan duyulan bu sözler annemin babasından aldığı en değerli son hediye haline dönüşmüş oldu. Ve kart da anneme, babasından kalan en değerli hediye olarak evinin bir köşesinde saklanmak üzere geri döndü.

Huzur içinde yat, babalar günün kutlu olsun…

10 Haziran 2009 Çarşamba

Kuziler?

Lara etrafında her zaman insan olmasını çok sevmiştir. Sosyal bir çocuk diyebilirim kendilerine. Konuşmayı becerdiği bebeklik günlerinden beri "kalabalık, kalabalık..." diye sayıklar durur. Kalabalığı buldu mu keyfine diyecek olmaz/dı. Ama Hollanda'ya taşındığımızdan beri sekteye uğradı çocuğumun sosyal çevresi. En çok kalabalığı ara sıra Türkiye'den gelen dostlar geldiğinde görür oldu.

Okula gidince bir nebze su serpildi içime ama bir süre sonra yeterli gelmez oldu. Eve de arkadaş gelsin istedi. Hatta arkadaşlar evden çıkmasın istedi. Ama olmadı, olamıyor şimdilik. Lara da çareyi "Kuziler" de buldu. Annem buradayken, sanırım birlikte oyun oynarlarken hortladı bu kuziler. Kendilerini tanıştırmamazlık etmeyeyim. Donald Amca'nın yeğenleri Cin, Can ve Cem, yani kısaca kuziler... Kuziler Lara'yla birlikte yatıyorlar, yemek yiyorlar, oyun oynuyorlar, banyo yapıyorlar, hatta okula bile gidip geliyorlar. Aslında çok da faydası oldu bu kuzilerin Lara'nın üzerinde. Onlara iyi örnek olacağım diye -malum kuziler biraz yaramazlar da - baya çabalıyor Lara.

Yalnız başta da dedim ya "kalabalık" seviyor benim kızım, yakında kuziler doğura doğura evin camlarından fışkıracak. Lara kuzilere bir tane prenses kuzi, bir anne kuzi, bir de baba kuzi ekledi. Evden çıkarken Lara'yı toparlamam yetmezmiş gibi bir de kuzi sülalesini toparlar olduk. "Aaaa anne, prenses kuzi evde kaldı, yok okulda kaldı..." diyen Lara'nın hayali kuzilerini sevdik sevmesine de, en kısa zamanda gerçekleriyle yer değiştirmelerini de diliyorum.

Not 1: Sakın ola durumdan korkulmasın! Bu tip durumlar, bu yaş çocuklar da sıkça görülen, sağlıklı ve eğlenceli bir durum.

Not 2: En sonunda, büyüğünden de olsa (yaş 29) Lara'ya bir oyun arkadaşı (babysitter) buldum. Bugün ilk defa gelecek ve birlikte oynayacaklar.