31 Mart 2009 Salı

Yazdım, yazacağım, yazıyorum... derken araya giren bir tarif

Yazdım, yazacağım, yazıyorum derken bir türlü yazmak istediklerim klavyenin tuşlarından akıp istediğim kelimelere dökülmüyor. Yazılmayı bekleyen yazılar bölümünde üç değişik girizgah yapmışım ama gerisi bir türlü gelmek bilmiyor. Üzerimde var bir rehavet, bilmiyorum neden. Bahar mı çarptı beni? Yok canım, bahar çarpması durumunda aksine, ilham perisi doruklara ulaşır. Benim ruh halim daha çok yağmurlu, isli, puslu soğuk bir günde bütün gün birşey yapmadan yatmak isteyen bir ruh haline benziyor. Yani biraz depresif ama bu yazıyla birlikte akar gider umarım. Lakin hiç yakışmıyor bu güneşli, ılık güne...

Bugün kahvaltıya misafirlerim vardı. Lara misafir geleceğini öğrendi ya, dün akşamdan beri "ne zaman gelecekler?", "niçin şimdi gelmiyorlar?" diye sorgulamaya başladı. Çocuk insan seviyor, ne yapabilirim? Sosyal böcük diyoruz ona babasıyla aramızda. İstanbul'daki evimizde oturmaya devam etseydik, şimdiye sitede oturanların hepsiyle sosyalleşmiş olurdu. Hatta benim tanımadıklarımı benimle bile tanıştırabilirdi.

Neyse kahvaltıya değişik bir yumurta hazırladım. Geçenlerde Home TV'de seyretmiştim, kimin programıydı hatırlayamıyorum. Çok lezzetli ve hazırlaması da bir o kadar kolay. Görüntüsü ile de kahvaltı veya brunch masalarına hoşluk katabilirsiniz. Nasıl mı yapacağız?

Köpük Yumurta (ismi ben uydurdum)

Malzemeler:

5 yumurta
3 çorba kaşığı mayonez
1 tatlı kaşığı hardal
3 tane kornişon turşusu
tuz
karabiber
varsa aromat (yurtdışında satılıyor alternatif tuzot kullanılabilir)

Hazırlanışı:

Yumurtaları bir gece önceden haşlayıp buzdolabında bekletiyorsunuz. Ertesi gün yumurtaların kabuklarını soyup yumurtaları ortadan ikiye bölüyorsunuz. Yumurtaların sarılarını çıkartıp mutfak robotuna koyuyorsunuz. Mayonez, hardal, turşu, tuz ve karabiberi de ekleyip "köpük" kıvamını alıncaya kadar çektiriyorsunuz. Sonra bu karışımı krema sıkma aletine doldurup yumurta beyazlarının içerisine geri dolduruyorsunuz. Üzerine kırmızı toz biber veya ince doğranmış frenk soğanı ile süsleyebilirsiz.

25 Mart 2009 Çarşamba

Hızlandırılmış Hollanda Turu

Bundan seneler önce, bir arkadaşım Hollanda'ya gezmeye geldiğinde onun çektiği resimlerde görmüştüm minyatür Hollanda'yı yani Madurodam'ı. Bu haftasonuna kısmetmiş gidip bizzat gezmek. Hollanda'ya gelen turistlerin en uğrak yerlerinden biri. İstanbul'da da yaklaşık altı sene önce Miniatürk'ü açmışlardı. Her iki mekanın da ortak özelliği ülkenin önemli yapıtlarının belli bir ölçekle küçültülmüş hallerini barındırıyor olmaları. Bir anlamda turistik ve kültürel anlamda gezip görmek istediğin yerleri hızlandırılmış bir şekilde gezebiliyorsun. Tabi gidip yerinde gezip görmekle, yaşayıp hissetmekle aralarında dünya kadar fark var. Ama yine de böyle minyatür şehirleri ziyaret etmek keyifli bir haftasonu aktivitesi olabilir. Bizim için ayrı bir faydası da oldu. Hollanda'da görmek isteyebileceğimiz ama daha önceden haberimiz olmayan birkaç yerden haberdar olduk. Böylece haftasonu gidip gezilecek yerler listemize birkaç ekleme yaptık.

Hollanda Peynir Müzesi Meydanı, Alkmaar- Dünyaca meşhur Hollanda peyniri Alkmaar'daki peynir pazarında. Solda ön cephesi görünen binada eskiden peynirler tartılıp satılıyormuş. Şimdilerde bina Hollanda Peynir Müzesi olarak kullanılıyor. Yaz aylarında Edam, Gouda ve Alkmaar'da hala peynir pazarları kuruluyor.

Dam Meydanın'daki Kraliyet Sarayı, Amsterdam - Belediye binası olarak inşa edilmiş (1648) ve yaklaşık 1,5 asır bu şekilde hizmet vermiş. Napolyon binayı saray olarak kullanmak isteyince, yeniden dekore edilmiş ve hala saray olarak kullanılıyor. Kraliçe Beatrice resmi davetler, resepsiyonlar, konferanslar ve sergiler için sarayı hala kullanıyormuş. Meydan Amsterdam'ın en gözde turistik mekanlarındandır ve güvercinler bu meydandan hiç eksik olmazlar.




21 Mart 2009 Cumartesi

Baş döndürücü sümbül

Duydum ki, havalar soğuk gidiyormuş Türkiye'de. Burada ise hava tam tersi, neredeyse 8 gündür hiç yağmur yüzü görmedik. Her gün, güneş gökyüzünden ısıtıyor içimizi. Bu, Hollanda şartlarında pek sık rastlanan bir durum değil. Önceleri her mevsimden ayrı keyif aldığımı ve hiç birini, bir diğerinden ayırmadığımı düşünürdüm, ama artık öyle değil. Ben bahar insanıyım, ilkbahar birinci tercihim, sonbahar ikinci.

İşte havalar böylesine güzel olupta, baharı müjdelerken, benim evimden de bahar çiçekleri hiç eksik olmuyor. Mor sümbüllerle çok hoş bir aranjman yaptım, ama önceden uyarayım. Sümbüllerin inanılmaz baş döndürücü (gerçek anlamda söylüyorum) bir kokusu var. Bu yüzden yaptığınız aranjmanı, evde en çok vakit geçirdiğiniz yere koymak yerine, biraz daha uzakta bir yere koymanızı tavsiye ederim. Böylece uzaktan, arada burnuza çok hoş bir koku gelecek.

Öncelikle aranjman için gerekli olan malzemeler:

- Fanus şeklinde bir vazo

- Büyük vazonun içine sığacak daha ufak cam bir bardak

- Çakıl taşı

- 8 adet sümbül

Hazırlanışı:

1. Cam bardağı fanus vazonun içerisine yerleştiriyorsunuz. Eğer arzu ederseniz kare şeklinde bir vazo da kullanılabilir.

2. Cam bardakla fanus arasında kalan kısmı çakıl taşları ile dolduruyorsunuz. Cam bardak kapanana kadar çakıl taşlarını fanusun içerisine doldurmak gerekiyor. Çakıl taşı yerine, geçiş sağlamak için başka malzemeler de kullanabilirsiniz. Kahve taneleri, makarna, renkli ipler gibi. Bu artık sizin yaratıcılığınıza kalmış.

3. Sümbülleri bir demet haline getirip, cam bardağın içerisine oturtuyorsunuz. Sümbülleri sabitlemekte zorlanıyorsanız, çiçek bandı veya lastik kullanarak demeti sıkılayıp, sabitleyebilirsiniz. Böyle çalışması daha kolay olacaktır.

4. Son olarak da cam bardağa su koyuyorsunuz. Suya hergün ilave yapmayı unutmayınız. Çünkü sümbüller hızlı bir şekilde cam bardaktaki suyu tüketeceklerdir.

Not: Sümbüller çiçek süngerlerini sevmezler. Ayrıca sığ suya konup, hergün taze su eklenen sümbüller daha uzun ömürlü olurlar.

19 Mart 2009 Perşembe

Nehir Neuroblastoma'yı yenecek

Nehir'le tanışmamız aslında sıradan bir olay gibi başladı. Zaman zaman posta kutumuza düşen, hüzünlü bir hastalık hikayesi anlatan ve yardım elimizi uzatmamızı isteyen e-postalardan bir tanesiydi, Nehir'in hikayesini bana ilk anlatan. Normalde Allah'tan acil şifalar vermesini dilemekten fazla da birşey yapmışlığım yoktur aslında. Ama Nehir'in hikayesi...

"Nehir geçtiğimiz günlerde ikinci yaşını kutlamış dünya tatlısı bir çocuk. 2008 yılının son aylarında neuroblastoma olarak adlandırılan sempatik sinir sistemi kanseri ile teşhis edilmiş. Nehir'in kanseri geç farkedilmiş ve hastalık oldukça ilerlemiş bir şekilde, konusunda son derece yetkin A.B.D'deki Texas Children's Hospital'a götürülmüş. Annesinin, babasının ve ablasının bir tanesi Nehir, şimdilerde bu hastalığı yenebilmek için, küçücük bir insandan beklenmeyecek olgunlukla mücadele veriyor."

...kalbimi sızlattı. Daha çok küçük, baharın tadını bahçelerde dolu dizgin koşarak, parklarda doyasıya oynayarak geçirecekken, kemoterapi, radyoterapi ve ameliyat ile geçiriyor günlerini.


Ama inanıyorum; Nehir'in iyileşeceğine ve yaşıtlarından farklı olarak geçirdiği günleri, önümüzdeki yıllarda telafi edeceğine. Karlar eridiğinde, dağlardan çoşarak akan, taze ve ferah sularla dolup taşan Nehir olacağına. Yıllar sonra...inanıyorum; kendinden emin, kendiyle barışık, mutlu ve huzurlu, hayatı doyasıya yaşayan, her gününden keyif alan Nehir olacağına. Gürül gürül akacağına. Ve daha nice güzel baharlar yaşayacağına...

Neuroblastoma Nedir? Nehir'e Nasıl Yardım Edebilirim?

Neuroblastoma 2 yaş altındaki çocuklarda görülen ender bir kanser türü. Tümör sempatik sinir sisteminde oluşuyor ve zaman içerisinde hastalık değişik evrelere geçiyor. Nehir 4. dereceden yüksek riskli neuroblastoma ile teşhis edilmiş. Uzmanlar Nehir'i ameliyat ettiler, kemoterapi gördü ve radyoterapisi devam ediyor. Ama bu tür yüksek riskli durumlarda, bu tedaviler yaklaşık %30 oranında sonuç verdiği için Nehir'e kemik iliği nakli yapılması gerekiyor.

Tedavi yaklaşık 700.000 USD tutuyor. İşte burada ailenin desteğe ihtiyacı var. Ailenin tanıdıkları Nehir'i Kurtaralım diye bir kampanya başlatmış. Ayrıca Amerika'da bağış toplanması için iki ayrı girişim başlatılmış. Maddi konular bir şekilde çözülecektir. Ama önemli olan Nehir bu kadar çabalarken, tedavilere olumlu sonuç verirken, bir çocuğun hayatı söz konusuyken, siz de çorbada tuzunuz olsun istemez misiniz?

Nehir'i Kurtaralım kampanyasının banka detayları:

Akbank Sabancı Üniversitesi Şubesi: (713) 78412 [TL] ve (713) 78413 [USD]

Nehir'e ve ailesine manevi destek olmak ve tedavisini takip etmek için
http://nehir-im.blogspot.com/`u ziyaret edebilirsiniz.

17 Mart 2009 Salı

Tarifsiz olmaz...

Tarif istenmişse vermemek olmaz.

Malzemeler:
1 su bardağı ılık süt
1 çay kaşığı tuz
Alabildiğince un (ele yapışmayacak bir kıvamda olacak)

İç Malzemesi:
250 gr kıyma
1 büyük soğan
Tuz
Karabiber
1/2 çay bardağı su (harç macun gibi bir kıvam alacak)
Arzu edilirse içine maydanoz, kırmızı ve yeşil biber de konabilir.

Hamur malzemelerinin hepsi iyice yoğrululacak. Hamur yumağı küçük parçalara bölünüp yuvarlatılacak. Hamurların kurumaması için üzerini bir bezle örtmeyi unutmayın. Hamurları tek tek açarak içine harç bir kaşık yardımıyla yayılacak ve hamur yarım ay şeklinde kapatılacak. Kızgın yağda 1 - 2 dakika kızartılıp afiyetle yenilecek.

Akıntıya karşı kürek çekilerek yapılan "Çiğ Börek"

Bence yazı yazabilmek, daha doğrusu bu yazıyı birkaç resimle de renklendirebilmek için birşeyler deneyimlemek gerekmektedir. Aslında her an yeni veya değişik bir şeyler deneyimliyor olabiliriz ama önemli olan bunu fark edip belleğe almak ve anı fotoğraf karelerine aktarmaktır. Yeni ve değişik şeyler diyorum ama bu aslında günlük hayatta yaptığımız sıradan şeyler bile olabilir. Tek yapmamız gereken hayata biraz daha dikkatli bakmaktır çünkü günlük hayatın koşturmacası ve karmaşası içerisinde aslında pek çok güzel detayı kaçırıyor olabiliriz.


İşte ben de bugün, yazması hoşuma gidecek bir detayı satırlara dökeceğim. Birkaç gündür canım çiğ börek çekiyordu. Daha önce hiç yapmadım ama yapılırken görmüştüm. Ne kadar zor olabilir diye düşünüp kolları sıvadım. Önceden hamurunun tarifini yazmıştım yemek defterime, hemen açıp baktım. Pek de kolaymış dedim kendi kendime. Süt, un ve biraz tuz... Önce sütü ocakta biraz ılıttıktan sonra KitchenAid'e boşalttım, sonra tuzunu ilave ettim ve en son unu koymak için yeni aldığım un paketini açtım. Amanın o da ne? Kepekli un almışım. Keza alırken paket gözüme biraz değişik gelmişti ama rafta başka un göremeyince normal un sanıp, alışveriş arabasına atmıştım. Sen misin yedi ayda bir kelime Hollandaca öğrenmeyen! Beş saniye kadar acaba ne yapsam diye düşündükten sonra yılmamaya karar verdim. Ne olabilirdi ki, en fazla "light" çiğ börek olur diye düşündüm ve yoğurma işine devam ettim.


Hamur kıvama geldikten sonra içini hazırlamaya başyacaktım. Ama bu sefer de, evde kıyma yoktu. Bunu da dert etmeden, Lara ile bisiklete atlayıp markete gittik. Jet hızıyla kıymayı alıp eve döndük. Nihayetinde içi hazırlandı ve çiğ börekleri açma aşamasına geldim.





Bu arada saat de benim aleyhime çalışıyordu. Lara'nın öğlen uyku saati geliyordu. Ben daha börekleri açıp, kızartacak, Lara'ya yedirecek ve onu uyutacaktım. Neyse telaşa gerek yok diyerekten bir yandan börekleri hazırladım, diğer yandan kızarttım. İkisini aynı anda nasıl yapabildiğime bir yandan şaşıyor, bir yandan da keyif alıyordum.


Sonunda Lara böreklerini afiyetle yedi ve yaklaşık 40 dakikalık bir gecikme ile yatağana kavuştu. Ben de o uyuduktan sonra zorlukla ama keyifle hazırladığım çiğ böreklerime kavuştum.



12 Mart 2009 Perşembe

Güllerle kolay aranjman

Epeydir hiç çiçek aranjmanı yapmıyordum. Bu aralar Lara'dan kalan vaktimi fazlasıyla spora vermiş durumdayım. Konu sadece fazla kilolardan kurtulmak ve yaza formda girmek değil aslında, buralarda yapacak fazla birşey olmamasından kaynaklanıyor sanırım. Hafta içini genelde, Lara'ya ve onun okuluna göre düzenliyorum. Zaten burada edindiğim sayılı arkadaşlarla da bir program yapacak olursak 1 ila 2 hafta öncesinden sözleşilmesi gerekiyor. İşte durum böyle olunca, hayatıma sporu sokuverdim. Evden sonra en çok uğradığım ikinci adres. Spor salonunun en güzel tarafı, içinde Lara için bir kreş olması. Harika birşey, insanlar birkaç saatliğine çocuklarını hatta bebeklerini bırakıyor ve ister fitness'a, ister havuza veya başka aktivitelere gidiyorlar. Bakıcımızın olmadığı Hollanda'daki hayatımı, öncelikle Lara'nın haftanın 3 yarım günü gittiği okul, ardından da spor salonunun kreşi fazlasıyla kolaylaştırdı. Neyse bu güzellikleri şimdilik bir kenara bırakıp, esas konum olan diğer güzelliğe geçeçeğim. Güller...

Güllerle kolay bir aranjman yapmanın yollarını anlatacağım bugünkü yazımda. Öncelikle bu aranjmanı yapmak için gerekli olan malzemeleri sıralayalım:

- Değişik ebatlarda çok yüksek olmayan köşeli vazolar (arzuya göre tek bir vazo da kullanılabilir)

- Vazoların içerisine yerleştirilmek üzere çiçek süngeri

- Süngerin görünmesini engelleyecek dekoratif yosun

- Arzu edilen renkte yaklaşık 20 adet gül



Ben çiçekçilik malzemelerini, burada bahçe ve çiçek malzemeleri satan bir dükkandan alıyorum. Türkiye'de bu tip malzemeleri bildiğim kadarıyla Bauhaus'un bahçe bölümünden veya İstanbul'daki Euroflora'dan bulabilirsiniz. Ayrıca internette şu iki adrese rastladım: http://www.cicekmalzemeleri.net/
http://ustadcicekmalzemeleri.com/

Evet efendim, gelelim aranjmanın hazırlanmasına:

1. Çiçek süngerini elinizdeki vazonun içerisine sığacak şekilde, bir bıçak yardımıyla kesiyorsunuz.

2. Süngeri su dolu bir kabın içerisine koyuyorsunuz ve içine iyice su çekinceye kadar suda bırakıyorsunuz. Yaklaşık 15 dakika yeterli olacaktır.

3. Süngeri vazonun içerisine yerleştiriyorsunuz. Süngerin burada iki görevi var: Birincisi gülleri istediğiniz şekilde sabitlemek, ikincisi de güllerin uzun ömürlü olmasını sağlamak.

Not: Vazonun içini ağzına kadar süngerle doldurmayı unutmayınız.

4. İçi süngerle doldurulmuş vazoların ağzını kapatacak şekilde yosun kesiyorsunuz ve süngerlerin üzerine koyuyorsunuz. Böylece aranjmanlara bakıldığı zaman süngerler görünmeyecek ve daha estetik bir görüntü olacak.
Not: Benim yaptığım aranjmanda, vazolardan birinde yosun kullanmadım. Bu alternatif de mümkün olmakla birlikte, yosun kullanılan aranjman kesinlikle göze daha çok hitap ediyor.

5. Uçlarını yatay olarak kestiğiniz gülleri vazoya yerleştiriyorsunuz.

Not: Çiçeklerin uçlarını yatay olarak kesmek ömürlerini uzatıyor.




Yapılışı kolay, görüntüsü hoş ve keyifli bir aranjman. Ben bu aranjmanı yaptığım zaman evde orta sehpaya koyuyorum. Yüksek bir aranjman olmadığı için bu tip alçak masalarda kendisini daha güzel gösteriyor. Yazımı sonlandırırken evinizden çiçek, yüzünüzden gülümseme eksik olamasın diyorum.