13 Kasım 2009 Cuma

İlk arkadaş

Geçen sene tam bu zamanlardı Lara okula gitmeye başladığında. İlk günümüzü ömürümce unutabileceğimi pek sanmıyorum. İkimiz içinde çok sancılı ve hüzünlü olmuştu.

Lara şu koca sene boyunca belki bir, belki de iki kere şikayet etmiştir okulundan. Dilini anlamadığı, derdini anlatamadığı bir grup çocuğun ve iki öğretmenin arasında ayakta kalmayı bir şekilde başardı. İstediğini nasıl anlattı, onların ne dediğini nasıl anladı bilemiyorum ama öğretmenlerine her sorduğumda mutlu olduğunu söylediler. Dans ediyormuş, şarkılar söylüyormuş, boyama yapıyormuş, oyuncak oynuyormuş ama hep kendi başına.

Üç yaşından önce tek başına vakit geçirmesini pek de dert etmiyordum. Ama artık yaşı ilerledikçe o da bu eksikliğin farkına varmaya başladı. Evde ara sıra niçin benim hiç arkadaşım yok diye sorar oldu. Haliyle benim de içim parçalanır ve kafama her geçen gün daha çok takılır oldu. 

6 ayda çözer dediğim dil olayı kabusumuz oldu. Türkçeyi çok iyi konuştuğu ve derdini çok iyi anlatabildiği için midir bilmem, Hollandaca öğrenmek için en ufak bir çaba bile göstermediğini fark ettim. Diğer çocuklar ve öğretmenler bile bir iki kelime Türkçe öğrendiler, ama Lara Hollandacada pek bir gelişme kaydedemedi. Üstüne üstlük son bir kaç aydır uydurma bir dil geliştirdi. Hollandaca olduğunu iddia ediyor. Anzziin, farffiin, ezeen gibi saçma kelimeleri yanyana getirip cümle bile kuruyor.

Neyse öyle böyle derken artık duruma müdahale etmem gerektiğini hissettim.  Son birkaç aydır öğrenmekte olduğum Hollandaca ile Lara’ya basit kelimeleri söylemeye, ona Hollandaca kitaplar okumaya başladım. Bu bana yeterli gelmeyince, okulda öğretmeniyle daha fazla ne yapabiliriz diye konuşurken çocuklardan birinin annesi durumumuzla fazlasıyla ilgilendi. Bize pek çok internet sitesi ve çizgi film tavsiye etti. Ertesi gün okula gittiğimizde de, bize bir düzine DVD verdi. Ayrıca Lara’ya da okulda ne zaman biriyle oynamak isterse, oğluyla oynayabileceğini söyledi. Oğlu onunla severek arkadaşlık edermiş derken benim boğazıma bir şey düğümlenmişti. Sonrada bana Lara’nın oğluyla oynamaya eve gelebileceğini, böyle daha kolay öğrenebileceğini söyleyince kadının boynuna sarılasım, onu öpesim geldi.

Uzun zamandır Lara’nın kimseyle birebir arkadaşlık etmediğini, bu yüzden de orada kendini yerlere atacabileceğini, tutturabileceğini, birlikte oynamayacağını düşünerek gittik bugün arkadaşına. Herşey sandığımdan daha da güzel geçti. İlk gün için ikisi de çok iyi anlaştı. Ara ara birlikte, çoğu zaman ayrı ayrı oynadılar. Ama sonuçta iyi bir başlangıç yaptık. Haftaya kendisini bizim eve davet ettik. Bu da bir başka ilk olacak Lara için. Çok mutluyum, içim biraz da olsa rahatladı.

5 yorum:

Calanon dedi ki...

Ne guzel bir gelisme olmus sizin icin.
Eminim o ogrenmiyormus gibi gorunse de ogreniyordur aslinda icinde yasadigi dili. Biraz daha gayretle bir anda cozulecek gibi geliyor bana.

Zeynep Gemalmaz Çelik dedi ki...

Evet, işte ben de dört gözle o günü bekliyorum:)

Selen Yavuzdogan dedi ki...

Benim de en çok kafama takılan konu şu sıralar Arda'nın dil gelişimi. Evde bizden Türkçe, bakıcıdan Endonezya'ca, okulda İngilizce duyuyor. Hepsini de anlıyor ancak hiçbirini konuşmuyor. Öğretmenlerin ve uzmanların tavsiyesi hep bizim sürekli Türkçe konuşmaya ve okumaya devam etmemiz üzerineydi. Ancak ben Arda'nın İngilizce'ye daha olumlu tepki verdiğini farkettim. Ben zaman zaman İngilizce konuşuyorum onunla ve çocuk birşeyler söylemeye başladı.. Bana 'mom' diyor ama olsun, birşey diyor en azından.. O yüzden bazan içgüdülerini ve çocuğun seni yönlendirmesini takip etmekte fayda var diye dşünüyorum...
Lara da eğer okula severek gidiyorsa, oradaki dili anlıyor demektir.. Konuşmak için kendini hazır hissetmiyor olabilir.

Zeynep Gemalmaz Çelik dedi ki...

Selen,
Evet aslında ben de bunu kendi kendime söylüyorum ama bir yandan da anne olmanın getirdiği sürekli içimi kurcalayan hislerle boğuşuyorum:))

Duygu dedi ki...

Merhaba

Anlasilan ben Lara'yla cok iyi anlasicam. Benim de kendiliginden olusan bir Dutch ogrenmemek israrim var:) Belki Lara da benim gibi kendini hic guzel bulmuyordur butun o girtlak seslerini filan cikartirken :) Bir de bir yerde okumustum boyle bi kac dil karmasasinda yetisen cocuklar hakkinda. Her mekan icin bir dil kurali olmasi gerekiyordu. Yani mesela evde sadece turkce, disarda da sadece dutch konusulacak ve ikisi birbirine karismayacak gibi.

Nice to meet u :)