14 Ekim 2009 Çarşamba

Sonbahar yürüyüşü

İlkbahar kalbimde önce gelmekle birlikte bayılırım sonbahara da. Doğanın kendini kışa hazırlaması muazzam bir olay benim gözümde. Yaz aylarında gözümüzün görmeye doyduğu, hatta kanıksadığı yeşilin tonlarından, sarının, kırmızının ve turuncunun hakim olduğu bir doğaya geçişi yaşamak kadar keyif verici ne olabilir?

DSC_0004

Sabah saat 08:30. Arabaya oturduk. Derece 2°C’yi gösteriyor. Evimizin DSC_0021karşısındaki tarlanın otlarına gece don vurmuş. Güneş gökyüzünde parlıyor parlamasına ama içimizi ısıtacak gibi durmuyor. Kendi kendime söyleniyorum. Bu havada ne işimiz var ormanda. Hasta olacağız. Bu Hollanda’lılar da bir hoş, bu havada ormanda yürüyüş mü olurmuş diye. Kafamın içinde durmak bilmiyen konuşmalar eşliğinde okula vardık. Çoğunluk üzerini kalın kalın giyinmişti. Ama her zamanki gibi havayla dalga geçer gibi giyinenler de vardı. İncecik bir kot mont, içinde ince bir penye bluz, altında kot pantalon ve yazdan kalma ayakkabılar. Ormana vardığımızda hava kendini daha da soğuk hissettirmeye başladı. Ürpererek, titreşerek başladık sonbahar yürüyüşüne. Yürüdükçe açıldık ve ısındık. O kadar eğlendik ve keyif aldık ki bundan sonra sonbaharı pencerelerin, kapalı kapıların ve sıcak duvarların arkasından seyretmektense içinde yaşamaya karar verdik. Eğlence ve boş zaman değerlendirme anlayışı AVM’lerden öteye gitmeyenlere de Polonezköy’ü, Belgrad ormanlarını, Sapanca’yı, Amasra’yı, Safranbolu’yu şiddetle tavsiye ederim. Bu mevsimde muazzam olurlar. DSC_0032

Hiç yorum yok: