16 Ekim 2009 Cuma

Sen misin kolaya kaçan…

O zamanlar, yani evlilik arifesinde, gönlümde yatan hem evlilik öncesi soyadıma, hem de evlendikten sonra alacağım soyada sahip olmaktı. Benim çağımın kadınlarına tanınmış bir ayrıcalıktı. Böylesine çağdaş bir ayrıcalığın kıymetini bilmeyecek ve ona sahip çıkmayacak bir zihniyetim de olmadı hiç bir zaman. Ama insanlar beni bezdirmişti o yaşıma kadar. Bezmiş bir insan olarak ben de kolay yolu seçtim. O yaşıma kadar benim bir parçam olan, beni ben yapan soyadımı ve hatta “kıymetlim” diyebileceğim imzamı bile mazide bırakıp devam ettim yoluma.

Pişman da olmadım aslında. Üzerime bir kerede söyleyince anlaşılmanın hafifliği çöktü kısa bir zamanda. Üzülüyorum şimdilerde kısa sürdü bu rahatlık günlerim diye.

Selik oldum, Ceik oldum, Celk oldum ama pes artık Cilek de olmamıştım hiç. Olmakta istemiyorum. Bu hallere geleceğimi bilsem ayrılır mıydım hiç “kıymetlimden”. Koyardım Çelik’i Gemalmaz’ın ardına, gezerdim gerine gerine karşımdakinin soru işaretine dönmüş suratına bıyık altından bir tebessüm ederek.

Hiç yorum yok: