29 Haziran 2009 Pazartesi

Tatil başlasın…

Karı koca sabah erkenden uyandık. Her zaman sabahın erken saatinde uyanan Lara, bize inat uyudukça uyudu. Uyansın diye her sesi yaptık. Ama sabahları biraz daha uyusun diye gözünün içine baktığımız kızımız, bugün sanki yola çıkacak olan o değilmiş gibi son dakikaya kadar uyudu. Üzerini bile uykusunda değiştirdik. Neyse en sonunda uyandı ve hızlıca yapılan bir kahvaltıdan sonra vakitlice evden çıkmak yerine, üzerimize rehavet dökülmüşcesine karşılıklı kahveler içip, sohbet ettik. Bu yavaş kanlılığımızın cezasını da havalimanına aktarmasız giden treni kaçırarak ödedik. Dordrecht’de iki büyük valiz, bir el çantası, bir puset taşıyan iki yetişkin ve bir küçük çocuk olarak 7 dakikada bir perondan öbür perona kendimizi ışınlamak zorunda kaldık.

Havalimanında uzun süren bir vedalaşmadan sonra Lara’yla birlikte koyulduk yollara. Aklımız ve yüreğimiz bana sorarsanız kocamda, Lara’ya sorarsanız babasında kalmış olarak, gurbetçilerin deyişiyle memlekete doğru havalandık.

Oşko* vardık memlekete. Ne zaman, nasıl oldu bilemiyorum ama eni konu biz de gurbetçi olmuşuz. Hasret bitti, sımsıcak bir yaza, keyifli bir tatile selam olsun şimdiden.

* Lara dilinde “Ohhh şükür!”, demek.

Hiç yorum yok: