5 Mayıs 2009 Salı

Gezelim, görelim, eğlenelim…

Günler geçsin diye, her güne bir fasulye saydık Lara ile. 10, 9, 8 derken günler hızla geçti ve misafirlerin geleceği gün geldi. Misafir kalabalık olunca, Lara ve ben evde kaldık. Babamız onları karşılamaya gitti. Ama nasıl gitti? Misafirler Amsterdam Havalimanına inerken, babamız Brüksel havalimanına varmaya çalışıyormuş. Şans eseri evi araması neticesinde, olay netleşip, el freniyle bir U dönüşü yapılıp, Amsterdam Havalimanına tam zamanında ulaşmış.

Misafir dediğime bakmayın, biri annem olur öz ve öz, diğerleri senelerin dostları… Öyle bir plan yapmıştım ki, bir gün bile boş geçmeyecekti. Geldiklerinin ertesi günü hep birlikte “gong” sesini duyduk ve çoluk çocuk, cümbür cemaat koyulduk yollara.

SDC11150 SDC11153SDC11117 SDC11108

İlk hedefimiz Hollanda’nın en görülesi yerleri arasında birinci sırada yer alan Keukenhof oldu. Bahar mevsiminde açılan park, aklınızın alabildiği her renk ve her çeşit lalelerle bezenmiş bir sanat harikası gibiydi. Tam bir cennetti, büyülendik, aşık olduk.

Parktan oldukça zorlanarak kopabildik. Keyif keyif ama biraz da yorgun arabamıza döndük. Bizi kötü bir süpriz bekliyormuş. Çoçuklarla arabada bağrış çağrış, şarkılar türkülerle Keukenhof’a vardığımızda, şöfor – yani bendeniz – sersemlemiş olacağım ki arabanın farlarını açık unutmuşum. Kontak çevrilir, arabada tık yok; araba otomatik vites; Hollanda dümdüz; karalar bağlanır; sinirden gülme krizlerine girilinir.

Neticede otoparkda gelen geçen herkese şarj kablosu sorduk. Kimsede olmadığı gibi, olanlar bile yok dediler. Memleketimizi hasretle aradık. Başı kesik tavuk gibi otoparkda bir aşağı bir yukarı koşuşturduk. Bu da kesmeyince arabayı itmeye karar verdik. Bir Allah’ın kulu gelmedi yardıma. Kadın başımıza ve arkada oturan iki 3 yaş altı çocukla arabayı bir sağa bir sola itmeye başladık. Bunda da başarısız olunca tek çare “Yetiş koca hattını” aramak oldu. Yetişti de sağolsun, kendi 140 km’lik uzaklıktan yollara koyuldu, ayrıca acil yardım servisinden araç ayarladı. Bakalım hangisi önce varacak diye beklemeye koyulduk. Neyseki otopark yeşillikler arasında, ferah bir yerdi. Bekledik, bekledik… Sonunda servis daha hızlı çıktı ve yaklaşık 1 saatlik beklemeden sonra arabadan yine motor sesini duyabildik. Bu olay da günümüze renk kattı diyerekten, kocayla buluşmak üzere yollara koyulduk.

Bekle bizi Antwerp geliyoruz…

Hiç yorum yok: