15 Mayıs 2009 Cuma

Trafik demeyin bana...

Eyy İstanbul halkı! Sakın ola "trafik" denen çağımızın belasını oralara özgü sanmayasın. Hatta durumunuza yatıp kalkıp şükredesiniz. Keza sizler gelişmekte olan bir büyük şehir sınırları içerisinde yaşıyorsunuz bu illeti.

Yüz ölçümü 41.000 km2 ile Konya'dan biraz büyük olan; nüfusu 14 milyon ile İstanbul ile yarışan Hollanda'da trafik her gün ülke genelinde yaşanıyor. Ülke küçük olunca herkes istediği yerde oturuyor, istediği yere çalışmaya gidiyor. Trenler, tramvaylar, otobüsler yetmiyor. Otoyollarda kilometrelerce otomobil kuyruklar oluyor.

Bugün hayatımın rekorunu yaşadım sanırım. Annişkomu Amsterdam havalimanına bırakmak üzere yola çıktık. Aslında bile bile lades oldum sanırım. Trenle gidip, dönecektik ama Lara'yla ve 2 devanası valizle in bin yapmak gözümde büyüdü. Erken çıktık yola, annemi bırakır bırakmaz dönecektim ve böylece akşam trafiğine kalmadan trafikten sıyıracaktık. Ama hiç, hem de hiç hesapladığım gibi olmadı. Toplamda 100 km'lik yolu, normalde ortalama 100 km hızla -Hollanda otoyollarında azami hız 120 km, kimi yerlerde 100 km'ye ve bazen de 80 km'ye kadar inebiliyor - 1 saat 15 dakikada gelmem gerekirken, 3 saat 30 dakika gibi bir rekora imza attım. Annem uçağa biniyorum diye telefon ettiğinde biz de evin kapısından içeri giriyorduk. Sinir, sıkıntı bastı üzerime. Larişko'nun durumunu ne siz sorun, ne de ben anlatayım.

Lara ve ben günün kalanını hafif sıyırmış bir şekilde tamamladık ama neyseki bu durum bir kişiye yaramış. O da kim mi? Şimdi ince ince gülümseyen güzel insan, evet sen oluyorsun. Seni çok seviyoruz. Güle güle git...

Hiç yorum yok: