6 Şubat 2009 Cuma

Belki duyarsın beni...

Bundan yaklaşık 4 yıl kadar önce çok sevgili dedem, hayatı ve yaşamayı o kadar çok seviyor olacak ki 86 yaşında by-pass ameliyatı olmaya karar verdi. Doktorlarda bünyesinin oldukça dayanıklı olduğunu ve ameliyatı kaldıracağını düşündüklerini söyleyerek onun kararını desteklediler. Dedem bir kere kafasında karar vermişti ya, eminim etrafındakilerin ona "amcacığım, babacığım bu yaşta ne gereği var böylesine ağır bir ameliyata" söylemlerini İsmet İnönü misali duymazdan gelmişti. Öyle böyle derken ameliyatı oldu. Ameliyatı hiç sorunsuz atlattı ama yaş ileri olunca vücut başka yerlerden pürüzler çıkarmaya başladı. Akciğeri su topladı, beyinde kan pıhtısı falan derken uzun süre kendine gelemedi. Hatta o yaz, sanırım 2005 senesinin yazıydı, onu ilk defa Çeşme'de aramızda göremedik.
Neticede bizleri şaşırttı, tabiki eskisi gibi olamadı ama atlattıklarını düşününce yaşama azmi onu hayata döndürdü diyebilirim. Ve sonra hayat yavaş yavaş eski haline dönmeye başladı. O kendi evinde, kendi köşesinde, bizler de kendi hayatlarımızda. Daha az arar, daha az sorar olduk. Biliyorduk ya iyi olduğunu.
Derken seneler birbirini kovaladı ve geçen zaman hiçbir yaşlı gibi onun da leyhine işlemedi. Zamanla daha az konuşur, daha az duyar oldu, kendi ihtiyaçlarını daha zor karşılar oldu.
Her yılbaşı olduğu gibi, 2009'a gireceğimiz yılbaşında da, benim ailemin evinde yılbaşı yemeği için toplandık. Dedem artık her daim yorgun, bunun da ötesinde mutsuz görünüyordu. En çok içimi sızlatanda buydu. Sanki yaşamayı taparcasına seven birinin bu şekilde yaşamaktan dolayı duyduğu mutsuzluk gibi.
Henüz yeni yıla girmemiştik ama yeni yılın dedem için iyi şeyler getirmeyeceğini "bu ne yemeği, niçin bir araya geldik?" diye sormasından anlamıştım. Yeni yılın takip eden günlerinde de durumu kötüleşmeye başladı. Bizim Hollanda'ya döneceğimiz gün, onu da hastaneye yatırdılar. Hergün kulağım telefonda gelecek haberleri bekliyordum. Bazı gün iyi, bazı gün kötü haber derken, bugünü bulduk. Her geçen gün daha kötüye giden haberler alacağımı düşünürken, arada iyi haberler de geldi. Hatta bugün dedemin hastaneden çıkarılacağından bile bahsedilmişti. Akşam üzeri hastaneden çıkarıldığını umarak annemi aradığımda kendisinin yine kötüleştiğini öğrendim. Oysaki benim duymak istediklerim bunlar değildi. Aldığım haber öyle bir haber olacaktı ki ben de şunları yazacaktım:
Dedem bizi yine şaşırttı, bugün hastaneden taburcu oldu. Biliyorum ki sağlığı eskisi gibi olmayacak, hatta belki her geçen gün daha da kötüye gidecek...
Ama olmadı. Çoğumuz için oldukça sıradan geçen bir gün, dedem için sıradan bir gün olamadı. Kalbim hep onunla, her ne kadar onu özleyeceğimi bilsemde, Çeşme'de ve yılbaşı masalarında gözlerimin onu arayacağını, eksikliğini kalbimin derinliklerinde hissedeceğimi bilsemde, onun için en iyisini diliyorum.
Her insanın yaşamayı arzu edeceği uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürdün, artık daha fazla savaşma. Seni hastane odasında, makinalara bağlı acı çeken halinle değil hatıralarımdaki gibi hatırlamak istiyorum.

6 yorum:

CAN dedi ki...

Zeynep'cim bu yazıyı okumak duygulandırdı beni. Aklımın köşesinde durup nasıl söylenir bilemediğim şeyleri yazmışsın. Çok teşşekür ederim.

CAN dedi ki...

Zeynep'cim yazın çok duygulandırdı beni. Hep aklımın köşesinde olupta açıp bakmaya çekindiğim konuları görmemi sağladı. Teşekkür ederim.

CAN dedi ki...

Zeynep'cim okumak duygulandırdı beni.

Aylin dedi ki...

canimcim... cok gecmis olsun.. operim kucaklarim

Nazlı Güven dedi ki...

Cok cok geçmiş olsun canımm

Zeynep Çelik dedi ki...

Teşekkür ederim canlarım!!