24 Kasım 2008 Pazartesi

We've fun, we've snow, we've winter in the town

Bu aralar her haftasonu değişik bir yerlere gezmeye gidiyoruz. Bu haftasonu kar olacağını bildiğimiz halde, Hollanda'da kar çok fazla tutmaz düşüncesiyle düştük yollara. Den Haag'a gidelim diye düşündük. Bizim Lahey diye bildiğimiz Hollanda'nın eski başkenti. Büyük şehir yani. En kötü ihtimalle kar bastırırsa, kapalı bir alışveriş merkezine atarız dedik kendimizi. Ve öylede yapmak zorunda kaldık. Oraya vardığımızda, kar baya bastırmıştı. Kendimizi Kartalkaya'da hissettik bir ara. Yaklaşık üç saat kadar bir alışveriş merkezinde dolanıp, birşeyler yedikten sonra evimizin yolunu tuttuk.

Eve vardığımızda bizi, özellikle de Lara'yı güzel bir süpriz bekliyordu. Her yer bembeyaz olmuştu. Yaklaşık 8 - 10 cm kar vardı. Hava karardı, yarın çıkar oynarız dedik ama dinletemedik. İyiki de dinlememiş çünkü sabah kalktığımızda yağmur yağıyordu ve karların çoğu erimişti. Oynadığımız oynayacağımız buymuş. Ama Lara'nın tadı damağında kaldı, her sabah heyecanla kalkıyor belki yine kar yağmıştır diye.

Evet, kış geldi, kar yağdı, artık anneanneyle doktor dedenin gelmesine geldi sıra. Hadi artık günler geçmek bilmiyor. Bekliyoruz heyecanla.


17 Kasım 2008 Pazartesi

Ve kapanış...

Uyumak için yatağına yatan Lara'nın son sözleri:

"Anne, ben okuldan sıkıldım, bir daha gitmeyeceğim."

Hadi buyrun, bakalım!

Şimdi okullu oldu...

Bugün Lara'nın küçük hayatında büyük bir gündü. Okula gitmeye hazır küçük bir kızım var. Onun yerine ben heyecanlandım akşamdan. Ne giysin, yanına yedek kıyafet unutmayalım, saat kaçta kalkmak lazım düşünceleri içerisinde sabahı zor ettim.

Normalde erkenden uyanan Lara, bugün 7.30'da zar zor uyandı. Biraz daha yatacağım diyordu ama okula gideceğimizi duyunca zımba gibi ayaklandı hemen. Üzerini giyindi, kahvaltısını yaptı, montunu ve ayakkabısını da giydirdikten sonra bindik bisikletimize. Larişko yolda şarkılar mırıldanıyordu. Galiba ilk gün güzel ve kolay geçecek ümitleriyle vardık okulun kapısına.

Bütün çocuklar gelmişti ve hepsi oyuncaklarla oynuyorlardı. İçeriye kadar girdim. Lara'ya artık gideceğimi ve okul bitince onu almaya geleceğimi anlattım. İlk başta, doğal olarak gitmemi istemedi, ama sonra etraftaki çocukların ve oyuncakların da etkisiyle tamam hadi git, dedi. Nasıl buldu ve nereden o küçük aklına geldi bilmiyorum ama bir oyuncak dürbün aldı eline ve anneciğim bununla bakacağım sana, sen uzağa gidince dedi. Bende nasıl bu kadar kolay ayrılabildiğimizi anlayamadan, gerisin geri döndüm eve.

2 saat 15 dakikanın Lara'dan uzakta nasıl geçeceğini düşünerek evi toparlıyordum ve telefon çaldı. Lara yaklaşık yarım saat çok güzel oynamış ama artık ağlıyormuş ve sakinleştirememişler. Nasıl sakinleştirebilirler ki diye düşündüm içimden. İki tarafta birbirinin ne konuştuğunu anlamıyorken, 2 yaşında bir çocuk nasıl sakinleştirilebilir. Pedalları her zamankinden daha hızlı çevirdim, minnoş çok üzülmesin diye. Okula vardığımda, Lara'yı camdan görüyordum, sakinleşmiş görünüyordu aslında ama öyle değilmiş. Beni görünce göz yaşlarına boğuldu. Kucağıma aldım, bir süre sonra sakinleşti. N'oldu, niçin ağladın diye sorduğumda seni istedim, çıkmak istedim kapıdan ama beni çıkarmadılar dedi. Biraz birlikte oynadık, çıtçıt gibi yapıştı, herhalde aklı gidiyordu yine bırakıp gideceğim diye. İyice sakinleyip, kendini yine oyuncaklara verdikten sonra, eve gideceğimi ve geri geleceğimi söyledim. Ama bu sefer yemedi, bende geleceğim, sen gitme, birlikte oynayalım, peşpeşe birşeyler söylüyordu. Peki dedim, biraz daha kalırım ama bisküvi yiyip limonata içtikten sonra gideceğim dedim. Benim yakınlarda olduğumu bilmenin rahatlıyla keyfini sürdü okulun. Bisküvisini yedi, limonatasını içti. Limonatasını içerken, uzaktan bana, çok güzelmiş anneciğim bu, demeyi de ihmal etmedi. Artık okulun bitmesine yarım saat kalmıştı ve tekrar eve gelip geri dönmeye gerek görmedim. Zaten onlar da bahçeye oynamaya çıktılar.

İlk gün için çok iyi olduğunu düşünüyordum ki, öğretmeni de aynı şeyi söyledi. Birkaç hafta daha zorlanacağımızı biliyorum ama sansığımdan daha kolay alışacak. Mutluyum, gururluyum, ama çok da duyguluyum. Hadi benim güzel kızım, girdin bir yola, yolun açık, şansın güzeli yanında olsun, her daim.

Not: İlk günün fotoğrafları, annenin okul heyacanı yüzünden çekilemedi. Makina evde unutuldu.

7 Kasım 2008 Cuma

Yuvarlak vazo içerisine çiçek düzenleme

Çiçek düzenleme ile ilgili kitabım amazon'dan geleli epey oldu. Kitabın adı The Judith Blacklock Encyclopedia of Flower Design. Bir süredir okuyorum ve çiçek düzenleme ilgili her türlü bilgiyi içeriyor diyebilirim. Adı üstünde, ansiklopedi. Uzun süren okuma öğrenme sürecinden sonra, geçenlerde Intratuin diye bir mağazaya gittim. İstanbul'daki Euroflora'ya benziyor aslında ama yapma çiçeğin yanısıra bahçe ve çiçek üzerine istediğiniz herşeyi bulabileceğiniz bir yer.

Bence evde taze çiçek bulundurmak çok güzel bir enerji yayıyor evin içinde. O yüzden de elimden geldiğince evin değişik köşelerinde taze çiçek bulunduruyorum. İstanbul'dayken evde taze çiçek olmasını yine seviyordum ama o zaman, özel günlerde çiçekçiye yaptırıp koyuyordum eve. Oysa burada, kendim yapmak hem beni oyalıyor hem de keyifli bir iş yapmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Uzun lafın kısası, Intratuin'in bir bölümünde taze çiçek alabileceğin bir yer var. Çeşit çeşit çiçekler ve hepsi de renklere göre gruplanmış. Yani kafanda hangi renkte bir düzenleme yapacağını kararlaştırsan yeterli. Sonra o renk grubunun içerisinde birbirine yakışacak değişik boyut ve dokulardaki çiçekleri seçiyorsun. Seçip alma işi sonlandıktan sonra, esas zor ve el oyalayan bölüm başlıyor.

Kitabı okurken yuvarlak vazo içerisinde bir düzenleme görmüştüm. Onu uygulamaya karar verdim. Kitaptan okumakla, uygulamak tamamen farklı şeylermiş diyebilirim. Çünkü göründüğü kadar kolay değil, ustalık ve el alışkanlığı istiyor. Düzenlemeyi, ilk deneme olarak başarılı bulmama rağmen kitapta anlatılan bazı hususlar açısından eksikleri olduğunu görebiliyorum ama zaman içerisinde onlarıda telafi edebilirim herhalde.

6 Kasım 2008 Perşembe

ja ja, she has a style...

Bizim kız iyice genç kız havalarında dolaşıyor. Tabi 2 yaş sendromu yaşayan bir genç kız demem gerekiyor. Şimdilik üzerine giyeceklerini ben seçebiliyorum, o da son dokunuşu yapıp benim kolyelerden, bileziklerden seçiyor. Mazhar Alanson'un "şapkasız çıkmam abi" sloganı gibi, Larişko da çantasız çıkmıyor. Çantayı alıp, havalı havalı gezmesi yetmezmiş gibi, yolda gördüklerininde gözüne gözüne sokup çantasını göstermeye bayılıyor. Ben bu kadar takıya, süse meraklı değilim, kızımın durumu nedir anlayamıyorum. Böyle giderse, yaş ilerledikçe işimiz iyice zorlaşacak gibi geliyor. O günler gelince babası düşünür artı.


5 Kasım 2008 Çarşamba

Ta taaa... Karşınızda Chimpy

Saatler ileri alındı ya, vakit geçmek bilmiyor bir haftadır. Sabah 7.30 – 8.00 gibi uyanan Lara, yeni saatle 6.30 – 7.00 gibi kalkmaya başladı. Sanırım bu yüzden de geçmek bilmiyor. Neyse işte, bu vakit geçmek bilmeyen günlerden bir gün, “hadi, bisikletle çarşıya gidiyoruz” dedim Lara’ya.

Bu arada hava dışarıda 7 derece, gece -1’i görmüş ve çarşı dediğim yer eve yaklaşık 4 km mesafede, yani bisikletle 20 dakika mesafede. İliklerimize, özellikle de Lara’nınkine, soğuk işlemiş bir şekilde vardık çarşıya.

Hollanda’da hava genelde soğuk ve yağışlı olmasına rağmen kapalı alışveriş merkezine pek rastlanmıyor. Hatta bir iki tane kapalı alışveriş merkezi olduğu iddia edilen çarşıya gittim ama bunlar da bizim bildiğimiz pasaj aslında. İşte bu geldiğimiz çarşıda, Hollanda’lılara göre kapalı alışveriş merkezi, bana göre bir kapısından girilip öteki kapısından çıkılan, içerisinde 15-20 tane dükkan bulunan bir pasaj. Pasajın içinde gezerken, gözüme çeşit çeşit yünlerin, kanaviçelerin ve bilimum hobi malzemelerinin olduğu bir dükkan ilişti. Attık kendimizi içeriye, nihayetinde sıra kendimi eğlendirmeye gelmişti. Yünler, kumaş boyaları, çeşitli kumaşlar, kanaviçe malzemeleri, çeşit çeşit scrapbooking malzemeleri ve daha neler neler. Ne alacağımı bilemez bir şekilde dolaşırken, örerek yapılan bir maymun yapma kiti gördüm. İstanbul’daki arkadaşım Edoşki bu şekilde çok güzel bebekler yaptığı için konuyu biraz biliyordum ve bunu hemen aldım. Kitin içerisinde çeşitli renkte yünler, bir adet şiş, elyaf vb. oyuncak maymun yapmakta kullanılacak malzeme vardı.

Örgü örmeyi pek bilmeyen biri olarak, boyumdan büyük bir işe kalkıştığıma kısa sürede karar verdim. Evet, küçük maymunun gövdesini örmüştüm ama bunu nasıl kapatacağımla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Evirdim, çevirdim, örgü ile ilgili bildiğim herşeyi denedim ama bir türlü kapatamadım. Sinir krizi içerisinde, attım bir kenara örgüyü. İşte tam bu sırada, Edoşki yetişti yardımıma. Bir mailde bu kadar mı güzel anlatılabilirdi, kapamanın nasıl yapılacağı. Yıkılmadım, ayaktayım diyerekten aldım örgüyü tekrar elime. Neticeye gelecek olursam, maymun, yarasa ve fare karışımı bir hayvana benzedi. Kitin üzerinde chimpy yani sevimli maymuncuk anlamına gelebilecek bir yazı yazıyordu. Ama bana kalırsa bu chimpy, olsa olsa cadılar bayramına yakışan bir maymuncuk oldu.