28 Ağustos 2008 Perşembe

Bugün tüylerim diken diken...

Lara yediğinden midir, içtiğinden midir bilemem ekstra kuduruktu bugün. Evde yoruldum inanılmaz derecede, annem de perişan oldu. En sonunda evlere sığamaz olduk ve hadi dedim uzakta bir park var, oraya gidelim orada kudurursun istediğin gibi dedim. Büyük keyif ve heyecanla koyulduk yola. Yolu kısa yoldan bulamam diye uzun yoldan yürüdük. Ayy yürü yürü gelemedik bir türlü. Tam artık Lara uykuya dalacaktı ki gördük parkı ufukta. Lara parkı görünce neşeden dört köşe oldu. Ama çocuğumun neşesinin kursağında kalacağını ve bizim için ızdırap dolu saatlere döneceğini bilseydim hiç düşer miydik yollara?

Parkın kapısını güç bela bulduk ama kapıda bir tamirat, bir inşaat... Sorduk işçilere nedir durum diye. Park iki buçuk günlüğüne kapalı demezler mi? Ne o tamirat varmış. Bakıyorum tamirat olan kısıma, parkın onda birlik bir bölümü. Şaştım kaldım küçücük yeri tamir edeceğiz diye koca parkı kapatmalarına. Şaşmam bir süre sonra Lara'nın "Park isterim!!!" çığlıkları arasında sinir bozukluğuna döndü. Bir daha gölün kenarına kadar indik. Belki başka bir park vardır diye ama nafile yok. Yer yarıldı bütün parklar içine girdi. Bu arada Lara'nın da uyku saati geldi. Huysuzluğu dörde katlandı. Artık kendimden geçmiş bir halde ne yapacağımı düşünürken. Hemen "Alo Koca hattına" müracat ettim. Çünkü artık eve yürüyerek dönebilecek mesafede olmadığımız gibi, dönebilecek halimizde kalmamıştı. "Gel bizi kurtar", dedim. Yetişiverdi eksik olmasın süper koca olarak. Eve ulaştık uzun bir maceradan sonra. Lara, ben ve annem hepimiz evin bilimum yerlerinde uyuyakaldık.

Günün dersi :

1. Ayağında rahat ayakkabı olmadan uzun yollara çıkma;
2. Her yolun bir dönüşü vardır, sakın unutma;
3. Bu memlekette park işi biraz karışık, aklım ermedi henüz.

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Güzel bir Pazar'dı...


Bugün için hava güzel olacak diyorlardı ama kaltığımızda yağmur bulutları aksini söylüyordu. Nitekim saat 10.00 gibi yağmur bastırdı. Buranın en güzel tarafı yağmur yağıyor ve geçiyor. Bugün de aynen öyle oldu. 11.30 gibi evden çıktığımızda güneş bulutların arasından yavaş yavaş görünmeye başlamıştı.

Yeni evimizin yolunu tuttuk. Bugün bizi çok iş bekliyor. 3 aydır el değmemiş bahçemizi adam etme zamanı geldi. Ben, Güneş, Lara ve annem hep bir koldan giriştik işe. Ben ve annem bahçe işlerini severiz ama Güneş'in performansı da hiç fena değildi. Çok güzel çalıştık, çok yorulduk ama işin çoğunu bitirdik. Gece yattığımız yeri bilemeyeceğiz. Hele Lara hiç bilemeyecek çünkü o kadar kudurdu ki öğlen uykusunu bile uyumadan bizim yanımızda kah oynadı, kah çalıştı.

Akşam eve geldiğimizde benim belim tutmuyordu. Yarına yataktan kalkamayabilirim diye korkuyorum. Ama hiç şikeyetçi değilim durumdan çünkü dingin ve huzurlu bir kafa ile yatıyorum yatağa...

20 Ağustos 2008 Çarşamba

İlk Günler



Hollanda'ya gidiş yolculuğumuz buraya gelmeden önce tam Lara'ya anlattığım gibi oldu. Aslında Lara heyecanlansın diye masal gibi uzata uzata anlatıyordum ama yolculuğun kendisi de bir o kadar uzun oldu. Arabaya bindik, arabadan indik; uçağa bindik, uçaktan indik, bir daha bindik, Hollanda'ya indik; trene bindik, uzunca gittik; taksiye bindik, evimize geldik. Biraz daha zorlasak binmediğimiz taşıt kalmayacaktı.

Neticede suyumuz çıkmış bir şekilde kendimizi geçici evimize attık. Burada hava kapalı, serin, yağışlı ve rüzgarlı. Açıkçası tatilden gelen insanın ruh haline hiç uygun değil. Ancak elden birşey gelmez, burayı artık evimiz bileceğiz. Alışmakta fayda var.

Alışmak deyince sanırım Lara da alışmakta biraz zorlanıyor. İnanılmaz huysuz ve huzursuz. Buraya gelmeden önce, Lara'ya Hollanda'yı sık sık anlatıyordum. Yeni evimizi, yeni odasını, yeni oyuncaklarını... Minicik kafasında neler hayal ediyorduysa, bana "Anne, gidelim. Hollanda'ya gidelim.", diyordu. Hatta bir ara Çeşme'de tatildeyken, kendine bir şarkı uydurmuştu. Avazı çıktığı kadar "Hollanda'ya gidiyoz" diye şarkı söylüyordu. Eee geldik Hollanda'ya ama Lara'nın Hollanda'ya geldiğini kabullenmesi 4 gün kadar sürdü. Sıkılıp bunladıkça anne gidelim, Hollanda'ya gidelim diyip durdu. Birkaç gün onun için zor oldu, dolayısıyla ben ve Güneş için de. 2,5 aydır çok güzel tuvaletini söyleyen çocuk, neredeyse bir tanesini bile söylemez, hepsini altına yapar oldu. Tam kara kara acaba yeniden beze mi dönsem diye düşünüyordum ki, bir anda normale dönmeye başladı herşey.

Biraz da uyku problemimiz var. Düşününce hak veriyorum Lara'ya. Yaklaşık 1,5 aydır kendi odası yok ve bizimle birlikte yatıyor. Tabi haliyle şimdi kendi başına uyuması zor oluyor. Gecede en az 4 - 5 kere ağlayarak uyanıyor ve yanında uyumamızı istiyor. Artık Güneş ile nöbetleşe kalkıyoruz. Bana en zor gelen bu uyku işi. Lara sabahları erken kalktığı için ve geceleri de sık sık uyandığı için sabahları pek formda olamıyorum.

Ama işin iyi tarafından bakacak olursak geleli daha 4 gün oldu ama şimdiden herşey daha iyiye gitmeye başladı. Hele bir de okula başlarsa küçük hanım, herşey çok daha iyi olacak. Lara ile ilgili hep sabırlı olmaya çalışıyorum ve kocaman adımlar yerine bebek adımları atıyorum. Minicik bir adım ve zamanı gelince bir tane daha... Böylece hepimiz çok daha az yıpranıyoruz bu geçiş döneminden ve tabiki iki yaş sendromunun getirdiklerinden.