7 Ekim 2008 Salı

Sarı güller...




Geçen hafta perşembe günü misafirlerimizi tren istasyonuna götürmek için çıkmıştım en son evden. Nedendir bilmem, üç gün boyunca kafamı dışarı çıkarmadan, Lara, Güneş ve ev işleri üçgeni içerisine kendimi sıkıştırıverdim. Tabi ki sonu iyi olmadı bu denklemin. Balım, balım, balım... Yani diğer bir değişle Eda'cığım bunalım, bunalım ve yine bunalım. Üzerimdeki sıkıntı örtüsünü atmak pek kolay olmadı. Ama hava da benim bu ruh halinden bir an önce çıkmamı arzuluyormuş sanırım çünkü Pazartesi güneşli bir gün beni karşıladı. Zorlada olsa öğleden sonra attık kendimizi küçük kızımla birlikte Breda sokaklarına.



Arabayı park edip, dükkanların olduğu sokağa daha yeni girmiştik ki Lara'nın ilk huysuzluk emareleri kendini göstermeye başladı. Belki 200 m yürüdük ve bir dükkanda gördüğü balonu tutturmaya başladı. Alamam alırsın tartışması arasında elimi "hart" diye ısırması ile birlikte beynimde bir tel kopuverdi. Güzel gezme, ufak tefek alışveriş, dondurma yeme, oturup bir yerlerde kahve içme hayallerim bir anda yerle bir oldu. Küçük hanım yaptığından pişman oldu ama ben bir kere "gezme bitti, eve gidiyoruz, cezalısın" demiştim ve dediğimden de dönemezdim. Ve arabaya doğru yola koyulduk, sokaklar Lara'nın bağrışları ve ağlamalarıyla inlemiştir herhalde. 5 dakika sonra sustuğunda, onun için verdiğim cezanın bana da bir çeşit ceza olduğunu fark ettim ve sonuçta o cezalı, ben cezasız bir şekilde bir kafeye oturduk. Kanal kenarında, önünde heybetli bir çınarı olan bir kafe. Geldiğimizden beri önünden geçerken hep burası da güzelmiş, bir günde burda oturalım diyorduk. Kısmet bugüneymiş. "Bir cappuccino, lütfen" dedim garsona ve daha üç saniye geçmeden getirdi. İçimden dur be adam, ne bu acele, kafa dağıtmaya geldim şuraya, kaç gündür evde oturmaktan bunalmış bir insan var karşında dedim.

Neyse kahvemi yudumlarken, Lara'nın da keyfi yerine gelmeye başlamıştı. Ama sen misin rahatlayan, ortamın keyfini çıkarmaya çalışan. Lara'nın, anne çişim geldi, demesiyle, altına yapması arasında 2 saniye bile olmadı. Tuvalete koşma pozisyonuna bile giremeden üstü başı çiş oluvermişti. Neyse üst üste alınan derin nefeslerden sonra, tuvalete gittik üzerini değiştirdik. Geri geldiğimizde kahvem zaten buz gibi olmuştu. Hüzünlü bakışlarla hesabı ödedikten sonra, kafenin tam karşısında bir çiçekci gördüm. Hadi dedim kendime, koyverme, sana moral lazım diyip girdim ve bir demet sarı gül aldım. Eve gelince çiçek aranjmanları yaparak kendime meditasyon yaptım. Kendime geldim, keyfim yerine geldi, içim açıldı. Teşekkürler sarı güller...

Hiç yorum yok: