21 Ekim 2008 Salı

Oyun Sarayı

Artık havalar iyice soğumaya başladı ve insanın içine işleyen rüzgar da her daim kendini hissettiriyor. Hava durumu böyle olunca çocuklu bir aile olarak outdoor aktivite sayısı giderek azalıyor. Ne yapsak diye kara kara düşündüğüm bir gün internette kapalı bir çocuk oyun salonu dikkatimi çekti. Hemen adresi bir kenara not ettim ve geçen hafta sonu bu adrese doğru yola koyulduk. Mekan bizim eve oldukça yakın, yaklaşık 5 km yani araba ile 5-6 dakikada orada oluyorsunuz.

Güzel bir yer olacağını tahmin ediyordum ama bu kadar mı eğleneceli olabilirdi. Herşey çocuklar için düşünülmüş. Ailelere oturup kitabını okumak ve kahvesini içmekten başka bir iş düşmüyor. Çocuklar kendi başlarına o kadar güzel oynuyorlar ki en ufak bir denetime bile gerek yok - birazdan anlatacağım ufak istisna hariç tabi.


Mekan oldukça mütevazi döşenmiş, aşırıya veya lükse kaçan hiçbirşey yok. Kenarlara çocukların oynayacağı top havuzları, tırmanma parkurları, labirentler, şişme kaydıraklar konmuş, ortadaki alanda da ailelerin oturabileceği oturma grubları ve masalar var. Güneş ve ben bu masalardan birine kurulduk. Önce Lara'yı gözümüzün önünden ayırmıyorduk. Sürekli aman dikkat falan diyorduk. Sonra baktık ki bizim kız başının çaresine çok iyi bakıyor, istediği yere giriyor, tırmanıyor, kayıyor derin bir oh çekip oturduk kahvemizi yudumlamaya. Uzunca bir süre Lara'nın varlığını hissetmedik. Gidiyordu, bir tünele girip, başka bir kaydıraktan kayıyordu, arada bir yanımıza uğramayı da ihmal etmiyordu. Saat öğleni geçtiği saatlerde, Lara yavaş yavaş su koyvermeye başlamıştı. Bir yandan yorgunluk, diğer bir yandan da uyku bastırmıştı kendilerini. Ama pes etmiyordu. Hadi kızım artık gidelim, çok yoruldun diyorduk ama nafile. Tam işte bu sıralarda, Lara büyük şişme kaydırağa tırmanmak üzere yanımızdan ayrıldı. Bu kaydırak oturduğumuz yere çok uzak değildi. Bir süre sonra, çocuk bağrışlarının ve gülüşmelerinin oluşturduğu gürültü arasında Lara'nın sesini duyar gibi oldum. Hemen büyük kaydırağa doğru koştum ve duyduğum ses doğruymuş. Lara: "İmdat, imdat! Anne, kurtar beni" diye bağırıyordu. 6 - 7 yaşlarında Hollanda'lı iki kız, Lara'yı yakalamış. Biri kolundan, öbürü bacaklarından, ikiye çekiyorlar çocuğu, sarılıyorlar, top gibi yere atıp, oynuyorlar. Tam kedinin fareyle oynadığı gibi bir hava hakimdi. Lara'da gafil avlanmış garibim. Yorgunluktan herhalde kaçamamış da. Neyse kurtardım Lara'yı kızlardan, kah Almanca, kah İngilizce fırçayı da bastım. Anladılarsa tabi. Bu olay, oyun salonundan ayrılma sürecimizi hızlandırdı. Lara o günden beri hala anlatıyor kızları. Biri elimden, biri bacağımdan tuttu... diye.



Günün geneline bakacak olursak, Lara çılgınlar gibi eğlendi. Bütün kurtlarını döktü. Tırmanamaz dediğimiz yerlere bile tırmanır oldu kısa bir süre sonra. Lara eğlendi, biz dinlendik. Daha önce böyle bir denklem olmamıştı. O yüzden çok hoşumuza gitti ailecek. Sıkça tekrarlayacağımıza hiç şüphem yok.

Hiç yorum yok: