31 Ekim 2008 Cuma

Lunapark yolcusu kalmasın...

Geçtiğimiz Pazar lunaparkın bizim şehirdeki son günüydü. Burada her usül farklı olduğu gibi bu da farklıymış. Lunapark seyyar; köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir geziyor. Ayy hava yağmurlu, yok bugün de rüzgarlı derken, son gün ancak gidebildik. Hava da bizden yanaydı, soğuk ama bol güneşli.

Anladım ki lunapark seyyar olunca kıymete biniyormuş. Ankara’da, İstanbul’da burnumun dibindeydi, bir kere bile gittiğimi hatırlamıyorum. Yok kalabalık olur, serseri olur diye gidilecek gezme arasına girmezdi. Burada ise çocuklar, anneler, babalar, anneanneler ve dedeler lunaparka akın akın geliyorlardı. Her yaşa göre eğlence, her damak tadına göre atıştıracak birşeyler... Lara için gitmiştik aslında ama biz de en az onun kadar keyif aldık.

Hatta “korku kalesi”ni görünce, bir anda çocukluğuma, taa o zamanın Samsun’una gidiverdim. Güzel bir lunapark gibi yer etmiş hafızamda veya çocukluk hali herşey güzel görünüyor bilemem. Orada da bir korku tüneli vardı. O kadar çok korkmamıza rağmen tekrar tekrar girerdik. Yüzümde sıcak bir gülümsemeyle, o halim geldi gözümün önüne.
Tabi, bu arada Çeşme’de her yaz gidilen yazlık lunaparkı da unutmamak gerekir. Eski püskü, nereden toplandığı belli olmayan bir avuç makinayla tam bir sezonluk işletme mekanıydı. Ona da haksızlık etmemek lazım, güzel anılar canlanıverdi.
Çocuk olmak ne kadar güzel. İnsan büyüdüğü zaman anlıyor kıymetini. Kopmak istemiyor o günlerden bir türlü. Lara’ya bakınca görüyorum ve hatırlıyorum: mutluluk, neşe, kızgınlık, üzüntü, arzu hepsi ne kadar uçlarda yaşanıyor. Ya mutlusun, ya mutsuz çocuk olunca.

1 yorum:

Mehmet dedi ki...

Bak ben de girdim okudum, fırsat buldukça girer okurum.